KEFFARETLER

YEMİNLER

EVLİLİK

BOŞANMA

SİYER-İ NEBİ

TEMİZLİK / TEHARET / DİYANET(DİB) FETVALARI

ADAK VE YEMİN / DİYANET(DİB) FETVALARI

DUA VE ZİKİR / DİYANET(DİB) FETVALARI

KADINLARA ÖZEL HALLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

MİRAS VE VASİYET / DİYANET(DİB) FETVALARI

YİYECEKLER ve İÇECEKLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

BİDAT VE HURAFELER / DİYANET(DİB) FETVALARI

10.200 SORULU-CEVAPLI MÜLAKAT SORULARI

1-Kur’an-ı Kerim ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

2-Tecvid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

3-Tefsir ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

9-Hadis ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

12-Kelam ve Akaid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

14-Hac ve Umre ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

16-Peygamberler ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

21-Siyer-i Nebi ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

28-Genel Kültür ile ilgili SORULAR VE CEVAPLA

Ticaret hukuku

TİCARET

Neceş:

Satın almak niyeti olmadığı halde, başkalarını kandırmak maksadıyla, satışa arzedilmiş bir malı överek veya benzeri şeyler yaparak fiyatını yükseltmeye çalışmak şeklinde açıklanmaktadır. Diğer bir anlatımla neceş, müşteri kızıştırarak fiyatların yükselmesini sağlamaktır. İslâm hukukçuları, bu şekildeki satımın haram olduğunda ve yapanın günahkâr olduğunda görüş birliği içerisindedirler.

Şüfa/Önalım:

Sahibine satım akdine konu olan bir akarı müşteriye mal olduğu bedel karşılığında mülkiyetine geçirme yetkisi veren bir hakkı ifade eder. Satılan bir malı, ortak veya komşunun aynı bedel ile almada öncelik hakkına sahip olması.

Şirket:

İki veya daha fazla kişinin bir mal, menfaat, emek veya kârda ortak olmalarını ifade eder. Şirketler genel anlamda emvâl, a‘mâl ve vücûh şirketi şeklindeki üçlü ayırıma tabi tutulur.

Emvâl şirketi; Ortaklardan her birinin bir miktar sermaye koyup bununla yapacakları ticaretten doğacak kârı paylaşmak üzere kurdukları şirkettir.

A‘mâl/ebdân Şirketi; İki veya daha fazla şahsın belli bir işi yapmak üzere kurdukları emeğe dayalı iş gücü ortaklığının adıdır.

Vücûh şirketi; Ortakların sermayesiz, sadece kredileriyle meselâ ödünç para kullanarak veya vadeli mal alıp satmak suretiyle kâr etmek ve bunu paylaşmak üzere kurdukları kredi ve itibar ortaklığıdır.

Mudârebe: Bir şirket türüdür, ortaklardan bir kısmının sermaye, diğerinin ise emek ile katılarak kurdukları ve kârı belli bir oran üzerinden paylaşmak üzere anlaştıkları emek-sermaye şirketinin İslâm hukuk literatüründeki adıdır.

Müzaraa: Zirai ortaklık demektri. Bir tarafın arazi diğer tarafın da emek ile katıldığı ve çıkacak ürünün belli bir oran üzerinden paylaşıldığı ortaklık türüdür.

Müsakat: Bahçe sahibi ile bağ ve bahçeye bakıp bunları sulayacak emek sahibi arasında yapılan ve elde edilecek ürünü belli bir oran üzerinden paylaşmayı konu alan ortaklığın adıdır.

Hibe: Bir malın bedelsiz olarak bir başkasına temlik edilmesini konu alan akdin adıdır. Âriyet akdinde malın kullanımının bedelsiz olarak ve geçici bir süre için bir başkasına verilmesi söz konusu iken hibede malın mülkiyetinin süresiz olarak başkasına devri söz konusudur. Bir kimseye yaşadığı sürece onun olması, öldükten sonra da geri dönmesi şartıyla bir malın verilmesi “umrâ” olarak adlandırılır. Bir şahsa yaşadığı sürece kullanması, meselâ oturması için bir malın bağışlanması “süknâ” denir. Bir şahsa bir malın bağışlanması, bağışlayandan önce ölmesi halinde malın bağışlayana geri dönmesinin şart koşulması “rukbâ” olarak nitelendirilir.

Havale: İslâm hukukunda, borcun bir kimsenin zimmetinden başka bir kimsenin zimmetine nakledilmesini ifade eden bir terimdir.

Kefalet: Sözlükte “bir şeyi başka bir şeye eklemek” anlamına gelen kefalet, fıkıh terimi olarak kefilin zimmetinin borçlunun zimmetine bitiştirilmesini ifade eder; böylece alacaklıya borcun ifasına dair teminat verilmiş olur.

Rehin: Sözlükte “sabit olmak, hapsetmek, devamlı olmak, alıkoymak” gibi anlamlara gelir. Fıkıh terimi olarak ise rehin, “bir malı ondan alınması mümkün olan bir hak karşılığında hapsetmek ve alıkoymak”tır. Rehin, bir borcu tevsik için teslim alınan mal olarak da tanımlanmıştır.

Vedia: Bir kimseye koruması için verilen emanet mala Vedia denir.

Lukata: ‘’Buluntu mal’’ demektir. Buluntu malın ilân süresi, kural olarak bir yıldır. İlk hafta her gün, sonraki haftalarda ise birer gün ilân yeterlidir. Ancak Hanefîler, bulunan malın kıymetine göre ilân süresinin değişebileceği, meselâ 100 dirhemlik malın bir yıl, 10 dirhemlik malın on gün, daha değersiz malların daha az süreyle ilânının yeterli olacağı görüşündedirler. Esasen fakihler, malın sahibinin artık malını aramayacağı ve sahibinin bulunamayacağına dair güçlü bir kanaat oluşuncaya kadar ilâna devam edilmesini ölçü olarak kabul etmişlerdir.

İlân içerisinde malın sahibi gelir de sahipliğini ispatlarsa, buluntu mal kendisine iade edilir. İlân süresi geçer de sahibi gelmezse, Hanefî ve Mâlikîler’e göre bulan kimsenin seçim hakkı vardır:  İster malı elinde bekletir, ister bir fakire verir; ihtiyacı varsa kendisi tüketir, kullanır. Fakire verdikten sonra sahibi geldiğinde, değerini ödeyip ödememekte serbesttir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre gerekli ilân yapıldığı ve ilân süresi geçtiği halde sahibi ortaya çıkmamışsa, artık buluntu mal bulanın mülkü olur.

Buluntu hayvanları(dâlle) yakalayıp korumak, kişilere değil devlete ait bir iş sayılmıştır ve ilân zorunluluğu da öngörülmemiştir.

Vekâlet: Bir kimsenin bizzat kendisinin de yapabileceği bir hukukî işlem için bir başkasını yetkili kılmasını ifade eder.

Îne satışı: Bir malın belli bir fiyattan vadeli olarak satılıp, satılan fiyattan daha düşük fiyattan geri alınmasıdır. Îne yoluyla satım, terminolojideki yaygın ve teknik kullanımı bu olmakla birlikte, özellikle Mâlikî hukukçular, benzer bazı satımları da îne satımı kapsamında değerlendirmişlerdir. İbn Rüşd bu noktada îneyi câiz, mekruh ve haram olmak üzere 3 kısma ayırmıştır.

a) Câiz olan îne şöyle devam eder: “A, B’ye gidip, sende şu mal varsa satın alacağım der. B, şu anda o malın bulunmadığı”nı söyler, fakat akabinde A’ya, sorduğu malı satın aldığını, dilerse peşin veya vadeli olarak satabileceğini haber verir. Bu şekildeki işlem câizdir. Tarafların birbirlerine herhangi bir taahhüdü yoktur. A malı dilerse alır dilerse almaz.

b) Mekruh înenin şekli şöyledir; A, B’ye giderek, filân malı kendisi için satın almasını, kâr oranı üzerinde anlaşmaksızın kendisinin o malı ondan bir miktar kâr vererek satın alacağını söyler. Bu işlem, mekruhtur.

c) Haram îne ise, aynı işlemin kâr oranı üzerinde önceden anlaşılarak yapılmasıdır. Şöyle ki; A, B’ye “Filân malı peşin 100 liraya satın al, ben o malı senden vadeli olarak 120 liraya satın alayım.” der ve akid bu suretle yapılmış olur. Diğer İslâm hukuk ekollerinde pek söz konusu edilmeyen bu işlem, Mâlikî hukukçularca câiz görülmemiştir. Mâlikî hukukçular tarafından söz konusu edilen bu muhtevadaki îne, günümüzde “leasing” olarak adlandırılan sisteme benzemektedir.

Ariyet: Bir kimseye bedelsiz olarak belli bir süre kullanmak üzere bir malın verilmesini konu alan bir sözleşme türüdür. Türkçe’de bu akde iğreti sözleşmesi de denir. Akdin temel özelliği belli bir süreyle kayıtlı olması, bir malın tüketimini değil kullanımını(intifâ) konu alması ve bedelsiz olmasıdır.

Karz: Geri ödenmek üzere verilen malı ifade eder. Hiçbir maddi çıkar düşüncesi gözetmeksizin sırf Allah’ın rızasını kazanmak ve din kardeşinin sıkıntısını gidermek amacıyla karşılıksız verdiği mala denir.

Karz-ı Hasen: Faizsiz para veya mal ödünç vermek demektir. Fıkıhta teknik olarak, “Birinin diğer bir kimseye intifâ ile tüketilen belli bir mislî malın, misli kendine iade edilmek üzere vermesidir” şeklinde tanımlanan karz, kısaca birine, bedeli iade edilmek şartıyla verilen şey demektir. Karz, altın ve gümüşün, nakit paranın veya bir malın ödünç olarak verilmesi anlamına gelir.

Hisbe: İslam toplumlarında genel ahlakı ve kamu düzenini koruma ve denetleme faaliyetini ve bununla görevli resmi kuruluşu ifade eder. Bu işle uğraşan görevliye Muhtesip denir. Hisbe, Emr-i Bil Ma’ruf Nehy-i Anil Münker’in kamu hukukuyla alakalı kısmını ifade eder.

İş Akdi: Yapılan iş sözleşmesi işçinin belli bir süre zarfında işveren için çalışmasını konu alıyorsa, yani işçinin belli bir zaman biriminde hâsıl edeceği emeğini işverenin emrine tahsis etmesi gerekiyorsa, bu işçi ecîr-i hâs olarak adlandırılır. Günümüzdeki devlet memurları, sanayi ve tarım kesimi işçileri ile günlük işçiler “ecîr-i hâs” kapsamındadır.

Buna karşılık sözleşme işçinin belli bir işi görmesini konu aldıysa, o takdirde bu işçi ecîr-i müşterek olarak adlandırılır. Ücret karşılığı bir işi takip eden vekil, ücret karşılığı bir hizmeti ifa eden dişçi, doktor, terzi, tamirci gibi esnaf ve sanatkârlar “ecîr-i müşterek” grubunda yer alır.

Akid:

Sözlükte, “bir şeyin kenarlarını toparlamak, ipin iki ucunu birbirine bağlamak” gibi anlamlara gelen akid, hukuk terimi olarak genelde “hukukî bir sonucu meydana getirmek üzere karşılıklı iki iradenin birbirine uygun olarak açıklanması” anlamını ifade eder.

Akdin Tabii Unsurları:

Bütün akidlerde bulunmaları mutlak şart olduğu için “taraflar”, “konu” ve “irade beyanı”nın akdin “tabii unsurları” veya “aslî unsurları” olarak adlandırılması mümkündür. Nitekim bu unsurlar, klasik doktrinde “erkânü’l-akd” veya “rüknü’l-akd” ve “aslü’l-akd” olarak ifade edilmiştir. Kuruluş şartlarından biri eksik olan akid “bâtıl”, sıhhat şartlarından biri eksik olan akid “fâsid” ve işlerlik şartlarından biri eksik olan akid “mevkuf” (askıda) olur.

Teâti: Sözlü bir irade beyanı olmaksızın, satılmak üzere konulmuş bir şeyi alıp semenini bırakmak demektir. Örfi bir alım satım şeklidir de denilebilir.

Akid Çeşitleri:

Sıhhat yönünden akidler sahih, fâsid ve bâtıl akid şeklinde üçlü, bağlayıcılık yönünden lâzım-gayri lâzım, işlerlik ve yürürlük açısından ise nâfiz-mevkuf şeklinde ikili tasnife tâbi tutulur. Âriyet, vedîa, karz, hibe ve rehinden ibaret 5 tür akid, bir aynın(mal) teslimi ile tamamlandığından aynî akidler olarak anılır. Buna karşılık satım, kira, sulh, evlenme gibi birçok akid ise sadece icap ve kabul ile tamamlanır. Akid konusunun bir karşılığı bulunduğu için satım, kira, sulh gibi akidler ivazlı akidler olarak adlandırılır. Buna karşılık hibe, âriyet, vasiyet gibi akid ve hukukî işlemler ise ivazsız akidler grubunda yer alır.

Akidler, ilgili tarafın ödeme sorumluluğunun bulunup bulunmamasına göre de üçlü bir ayırıma tâbi tutulur. Satım, sulh, karz gibi akidlerde akid konusu malı teslim alan taraf tazmin etme veya meydana gelen zarara katlanma sorumluluğunu da taşıdığından damân akidlerişeklinde isimlendirilir. Buna karşılık vedîa, âriyet, şirket, vekâlet gibi akidler “emanet akidleri” olarak adlandırılır ve bu akidler temelde güvene dayandığından karşı tarafa teslim edilen mal emanet hükmündedir. Kusurlu ve aşırı davranışı bulunmadığı sürece bu malda meydana gelen zararı ödemezler. Kira akdi ise her iki yönü de bulunduğundan bu ayırımın üçüncü türünü oluşturur.

Akidler taşıdıkları amaçlar itibariyle de belli ayırım ve adlandırmaya tâbi tutulur. Satım ve kira gibi mal veya menfaatin el değiştirmesi amacını taşıyanlar temlik akidleri”, mudârebe ve şirket akdi gibi ortaklık amacına yönelik olanlar “şirket akidleri”, kefalet ve rehin gibi alacak ve ifayı güvence altına almayı amaçlayanlar “teminat akidleri”, vekâlet akdinde olduğu gibi fiil ve tasarrufta bir kimsenin yerini bir başkasının alması amaçlanıyorsa “temsil akidleri”, vedîada olduğu gibi bir mal veya hakkın koruma altına alınmasına yönelik olanlar ise “muhafaza akidleri” olarak adlandırılır. Satım gibi yapıldığı anda ifa olunan “müddetsiz akidler”in yanı sıra kira gibi belli bir süre için geçerli “müddetli akidler” de söz konusudur.

Garar:

Bir borç ilişkisinde akid konusunun meydana gelip gelmeyeceğinin belirsiz olması, âkıbetinin kapalı olması, akdin haksız kazanca yol açacak ölçüde kapalılık taşımasını ifade eder. Akidlerde bulunabilecek garar, önem ve derecesine göre,

a)Akdi iptal edici,

b)Akdi ifsad edici,

c)Kaçınılması mümkün olmayıp akde tesir etmeyen garar şeklinde 3 grupta ele alınabilir.

Borç:

Borcun unsurları, taraflar, konu ve sebepten ibarettir. Borcun tarafları, alacaklı ve borçludur. Borç ilişkisinde konu, para veya misli bir malın ödenmesi(deyn), belirli bir malın teslimi(ayn) veya belli bir hizmetin ifası(iş) şeklinde olabilir. Borcun sebebi de, borcun kaynaklarıdır. Borç, İslâm hukuk doktrininde kazâen borç ve diyaneten borç şeklinde ikili bir ayırıma tâbi tutulur. Bu bir bakıma Batı hukukundaki medenî borç-tabii borç ayırımına benzer. Hukukî müeyyideden mahrum olup yargı yoluyla talep ve tahsili mümkün olmayan fakat hakikatte var olup dinen ve ahlâken ödenmesi gereken borca, diyaneten borç denilir.

Satım:

Malı mal mukabili değişme anlamındaki “trampa”, nakdin nakit ile değişimi anlamındaki “sarf” ve daha sonra teslim edilecek bir malın peşin para mukabilinde satımı demek olan “selem” satım akdi kapsamına girmektedir. Satım akdinde taraflar “satıcı” (bâyi‘) ve “alıcı” (müşteri) adını, konu da “mebî‘” adını alır. İrade beyanı ise, diğer akidlerde olduğu gibi, tarafların rızâlarını gösteren icap ve kabuldür. Satım akdinin kurulabilmesi için tarafların alım satıma ehil olmaları yani temyiz kudretine sahip bulunmaları gerekir. Bu bakımdan, gayri mümeyyiz küçük ve akıl hastası gibi temyiz gücüne sahip olmayan kişilerin alım satımları bâtıl olur. Kuruluş şartlarını taşımayan satım akdi “bâtıl”; geçerlilik şartlarını taşımayan satım akdi “fâsid”; işlerlik şartlarını taşımayan satım akdi ise “mevkuf” olur.

 ?Satım Çeşitleri: İslâm hukukunda satım akdi, satış bedelinin(semen) belirlenme tarzına göre satılan malın maliyeti ve kâr oranı açıklanmadan pazarlık usulüyle satışı(müsâveme) câiz olduğu gibi, malın maliyeti üzerine belirli bir kâr koyarak satma yani kârlı şatış(murâbaha), maliyetine satış(tevliye), zararına satış da (vedîa) câizdir.

 

 ?Gabin: Alım satımda satılan şeyle fiyat arasında değer yönünden farklılık ve dengesizliği ifade eder.

 ?Tağrir: Akid yapılırken taraflardan birinin diğerini kasten, söz ve davranışıyla aldatmasıdır.

 ?İhtikâr: Karaborsacılık.