KEFFARETLER

YEMİNLER

EVLİLİK

BOŞANMA

SİYER-İ NEBİ

TEMİZLİK / TEHARET / DİYANET(DİB) FETVALARI

ADAK VE YEMİN / DİYANET(DİB) FETVALARI

DUA VE ZİKİR / DİYANET(DİB) FETVALARI

KADINLARA ÖZEL HALLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

MİRAS VE VASİYET / DİYANET(DİB) FETVALARI

YİYECEKLER ve İÇECEKLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

BİDAT VE HURAFELER / DİYANET(DİB) FETVALARI

10.200 SORULU-CEVAPLI MÜLAKAT SORULARI

1-Kur’an-ı Kerim ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

2-Tecvid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

3-Tefsir ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

9-Hadis ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

12-Kelam ve Akaid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

14-Hac ve Umre ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

16-Peygamberler ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

21-Siyer-i Nebi ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

28-Genel Kültür ile ilgili SORULAR VE CEVAPLA

Tecvid İle İlgili Kavramlar

TECVİD İLE İLGİLİ KAVRAMLAR

&Arz: Talebenin hocasına, kıraatten takip ettiği rivâyet ve tarîki okumasıdır.

&Arız: Kıraat termonolojisinde med veya lin harflerinden sonra bir sebebe bağlı olarak ortaya çıkan ses uzantısına denir.

&Arza(Arda): Hz. Peygamber’in her sene Ramazan ayında o zamana kadar nâzil olan sureleri ve ayetleri Cibril’e mushaftaki sırasına göre okuduğu (mukabele ettiği) bilinmektedir. Bu mukabeleye denir.

&Ardatu’l Ahire(Arza-i Ahire): Peygam-berimiz inen vahyi yılda bir kez Cebrail ile mukabele ediyordu. Bu mukabele Hz. Peygamberin (s.a.s.) vefat edeceği sene (son ramazan ayında) iki kez meydana(hatmetmiş) gelmişti ki, buna el-ardatu’l ahire denilmiştir.

&Ârizî Sükûn: Kur’an-ı Kerim’in Herhangi bir yerinde durulduğu zaman ortaya çıkan, geçildiğinde kaybolan sükûndur. Yani durduğumuz da var olan fakat durmadan okumaya devam ettiğimizde ortadan kalkan Sükün’e denir.

&Âdemi Sıla: Zamirden önceki harfin sakin veya harfi med harflerinin birinin olması durumunda zamirin çekilmemesine denir.

&Aksa’l-Halk: Boğazın sonu, göğse bitişik olan kısmına denir.

&Beyn Beyn: Bir harfi hemze ile harf-i med arasında yaymaktır.

&Bedel: Elif, Vav ve Ya’yı, hemzeden bedel olarak, hemze yerine koymaktır.

&Caiz: Tüm imamların uzatılması noktasında karar birliğine varamadıkları tecvittir. Caiz demek, dört elif miktarı kadar çekilse de olur çekilmese de olur demektir. Ancak kıraat imamımız iki elif miktarından aşağı uzatmamıştır.

&Cami-ül Kur’an: Kur’an’ın Mushaf haline getirilmesi demektir.

&Cem Tarikı: Belli bir tertibe göre, yedi veya on kıratı, hepsinin kıraat özellikleriyle okumaktır.

&Cevf: Boğaz ile ağız içi boşluğudur.

&Dâri Huffâz(Dâri Kurrâ/Daru’l-Kurra):  Kur’an’ın mânasını anlamak ve onu okumak için müesseseler kurulmuştur. Kur’an’ın muhtelif vecihlerle okunmasını öğreten müesseselere denir.

&Dudak Talimi: Tilavet esnasında dudakların usül ve kaideye uygun olarak hareket etmelerine denir.

&Dört Elif Miktarı: Dört elif miktarı demek, elimizi bir masanın üzerine koyacağız ve şehâdet parmağımızı 4 defa, arka arkaya kaldırıp indireceğiz. İşte bu geçen süreye “ Dört elif miktarı “ uzatma diyoruz. Bir başka deyişle 4 defa elif (Elif elif elif elif) diyecek kadar geçen süreye 4 elif miktarı denir.

&Eda: Kıratı bizzat üstadınağzından almaktır. Ehl-i eda(eda ehli) de kıratı bizzat meşayihin ağzından alan kişidir.

&Eimmetü’l-Aşera: Kıraat ilminde on imama verilen isim

&Edne’l-Halk: Boğazın ağza en yakın olan kısmına denir.

&Fasıla: İki ayetin arasını ayırmaktır. Ayetlerin son kelimelerinden sonra gelen ayetlerin ayrılmasına fasıla denir.

&Fetha-i Şedide: A sesi veren fetha harekesine denir.

&Fetha-i Mütevessita: E sesi veren fetha harekesine denir.

&Fevikul Tavassut: Fer’i medlerde beş elif miktarı uzatmaktır.

&Fevikul Kasır: Fer’i medlerde üç elif miktarı uzatmaktır.

&Fem-i Muhsin: Kur’an-ı Kerim’i emredilene uygun olarak en güzel tarzda icra eden üstad demektir. Fem-i Muhsin, Kur’an’ı mükemmel bir üslup ve eda ile okur ve okutur.

&Fetha: Üstün demektir.                  

&Fer’î Med: Tabii med’de ziyâde yapılarak meydana gelen Medde fer’i med denir.

&Fer’i Harf: Teshil hemzesi (ء), İmale elifi (ء), İhfa nun’u ve mim(ن م) Tefhim lamı (ل) ve İşmam Sad (ص) harflerin okunuşuna denir.

&Gunne: Genizden gelen sese gunne denir.

&Hafd-u Savt: Ses indirme demektir. Kur’an okurken, bazı kelime, cümle ve ayetleri ses tonunu düşürerek okumaktır. Yani ses tonunu alçaltarak, sesin perde ve tonunu indirerek, edayı ve tavrı değiştirerek ve sedayı hüzünlü bir şekle sokarak okumaktan ibarettir.

&Harf: “Taraf, bir şeyin ucu, kenarı, sivri ve keskin kıyısı” demektir. Tecvid ilminde ise:  “Bir mahrece itimad ederek çıkan ses”den ibarettir.

&Hareke: Harflerde bulunan sesleri göstermek için onların alt veya üstlerine konulan işaretlerdir. Kuvvetlilik bakımından sırayla;

**Üstün **Esre **Ötre’dir.

&Hayşum: Geniz boşluğu demektir.

&Hadr: Tecvid kaidelerine uymak şartıyla, Kur’an-ı Kerim’in en süratli okunuş tarzıdır. Sadece sür’at artar. Fakat hiçbir şekilde tecvid kaideleri ihmal edilemez. Medler asgariye indirilir. Medd-i tabii ve medd-i munfasıllar birer elif; medd-i muttasıllar ikişer elif ve medd-i lazımlar dörder elif(bir rivayette iki buçuk elif) miktarı çekilir. Meddleri bu ölçülerden aşağı düşürmek caiz değildir. Tahrimen mekruhtur. Kelimeler birbirine karıştırılmaz, harflerin mahreç ve sıfatları terk edilmez. Bu okumaya denir.

&Harfu’l Fâsıla: Ayetin son kelimesine, iki ayeti birbirinden ayırdığı için fasıla (ayıran), bu fasıla kelimesinin son harfine de harfu’l fâsıla (ayıran harf) denir.

&Hazf: Bir harfi, yazıda sureti kalmaksızın, yok etmektir.

&Harf-i Med: Kendisinden önceki harfin sesini uzatan harf demektir. Üç tanedir. ا Üstünlü harfi uzatır. و Ötreli harfi uzatır. ى Erseli harfi uzatır.

&Hau Muzmer: Ha-i kinaye olarakta bilinir. İsim, harf ve fiillere bitişik, müfret, müzekker ve ğaib zamiridir.

&Ha-i Sekt: Harfi ve harekeyi beyen için bazı kelimelerin sonuna ziyade olunan sakin HE harfine denir.

&Herzeme(Tahlit): Kur’an Harflerini birbirine karıştırarak ve tecvid kaidelerini ihlal ederek okumak okuyuşu bozduğundan kesinlikle caiz değildir, haramdır. Bu tür okumaya denir.

&Hemze: Elif harfinin hareke(üstün, esre ve ötre) almış haline denir.

&Hemze-i Kat’ı: Okunuşta mutlak okunan elife denir. Hem yazıda, hem de okunuşta bulunan, kelimenin gerek vaslı ve gerekse vakfı halinde değişmeyen ve sabit kalan hemzelere “Kat’ hemzesi” denir. أنا ، أنت

&Hemze-i Vasıl: Okunuşta mutlak okunmayan elife denir. Hemze ile başlayan kelimelerde, kendisi ile başlanınca okunan fakat kendinden önce harekeli bir harf gelince okunmayan hemzelere “Hemze-i Vasl” denir. رَأَةٍ , وَاثْنَيْنِ , وَاثْنَتَيْنِ, وَاسْمٍ

&Hilaf: Hilaf (farklılıklar):  Ravilerin okuyuş tarzlarını imamlarına kesinlikle ulaştırarak farklı şekilde okumalarıdır

&Huruf’u Seb’a(Ehruf’u Seb’a): İhtilaflı bir meseledir. Konuya dair kırk civarda görüş vardır. Bunların belli başlıları şunlardır: Yedi harften maksat Arap kabilelerinden meşhur olan yedisinin lehçesidir. Meşhur yedi imamın kıraatıdır. Aynı manaya gelen çeşitli lafızlardır. Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir. Yedi vecihtir. Bu görüşü savunanlar çoktur.

&Huruf-u leyyin: ”Vav, ayn ve elif” harfleridir.

&Huruf-u mechure: Cehr ile okunan harfler. (Zı, lâm, kaf, vav, ra, bâ, dad, hemze, zel, gayın, ze, elif, cim, nun, dal, mim, tı, yâ, ayın.)

&Huruf-u Munfasıl: Kendisinden sonra gelen harflere bitişmeyen (vav, rı, dal, hemze, ze, zel) gibi harfler.

&Huruf-u Muttasıl: Kendisinden sonra gelen harflerle bitişip yazılan harfler.

&İlm-i Kıraat: Kur’an-ı Kerim’in okunuş keyfiyetine, kıraat imamlarına nisbet edilen okuyuşlar ile alakalı ilme “Kıraat ilmi” denir

&İskân: Bir kelimenin sonu eğer harekeli ise sakin kılmaya iskân denir. Hareke üzerine vakıf yapılamaz.

&İstiaze: Euzu çekmektir. ‘’Lanetlenmiş şeytandan Allah’a sığınırım’’ anlamında “Euzü billahi minesseytanirracim“ demektir. Allah hakkında düşünürken Allah’a sığınma tavsiyesidir. Amacı, insan aklının Allah’ın zatını anlamakta aciz olduğu için Allah’ı isim ve sıfatıyla bilmek, tanımak, anlamaktır. Dünya fani, Allah bakîdir.

&İstima: Bir talebenin Kur’an-ı Kerim’i, üstadını dinliyerek öğrenmesine denir.

&İşba: Fer’i medlerde altı elif miktarı uzatarak okumaktır.

&İbtida: Başlamak demektir. Tecvid ilminde, ibtida; ilk defa okumaya başlamaya veya vakıftan sonra kıraata devam etmek için tekrar başlamaya denir. İbtida, hareke ile ve manaya uygun yerden yapılır.

&İhtilas: Çalmak, yürütmek ve gizlemek anlamına gelir. ‘’He’’ zamirinin Harekesinin sadece üçte ikisini telaffuz ederek okunması demektir. Yani yarım hareke ile okunur.

&İhfâ-i Eâm: Tenvin veya nun’u sakinden sonra, ihfa harflerinden birisi gelirse, ikiside AYNI kelimelerde olurlarsa buna İhfâ-i eâm denir.

&İhfâ-i Ehâss: Tenvin veya nun’u sakinden sonra ihfa harflerinden biri gelirse ikiside AYRI AYRI kelimelerde bulunurlarsa buna İhfâ-i ehâss denir.

&İhfâ-i Lisâni: Dil İhfası demektir. Eğer sâkin nûn veya tenvînden sonra bildiğimiz 15 ihfâ harfinden biri gelirse buna “İhfâ-i Lisânî = Dil İhfâsı” denir.

&İhfa-i Şefevi: Dudak İhfası demektir. Sakin mîm’den ( مْ ) sonra harekeli be ( ب ) harfinin gelmesi ile oluşur. Buna İhfâ-i şefevi denir.

&İhtilaf Mahalli: Meddi munfasıl üzere yapılan med miktarında görüş ayrılığına denir.

&İşmam: Sözlükte “koklatmak” manasına gelir. Sükûn’dan sonra dudakları(uçlarını birbirine bitiştirmeyerek) yummaya denir. İşmam sadece ötrede olur. Kelimenin sonunda bulunan ötre harekesine dudaklar ile işaret etmektir. Kısaca sükûndan sonra ötreye işaret edilerek dudakların ileriye doğru toplama işlemine işmam denir.

&İnfirad Tarikı: Her imamın kıratını ayrı ayrı okumaktır. Veya her imam için, onun kıraat özellikleriyle, birer hatim indirmektir.

&İklab: Çevirmek, çevrilmek, bir halden başka bir hale döndürmek, bir şeyi değiştirmek manalarına gelen bir kavramdır.

&Iskat: Bir harfin yazıda mevcud olup, telaffuz ve okunuşta olmaması, düşürülmesi demektir.

&İstima: Bir talebenin Kur’an-ı Kerim’i, üstadını dinliyerek öğrenmesine denir.

&İdğam: Sakin bir harfin harekeli bir harfle karşılaşması halinde şeddeli tek harfe dönüşmesine, yani birincisi sâkin, ikincisi harekeli olan iki harfi aynı sesle şedde-leyerek okumaya denir.

&İdğam-ı Tam: Birinci harfin zât ve sıfat olarak tamamen ikinci harfe dönüşmesine denir.

&İdğam-ı Nakıs: Birinci harfin ikinci harfe zât olarak dönüşüp, sıfat olarak dönüşmemesine denir.

&İttifak Mahalli: Kıraat imamlarının hepsi meddi muttasılı en az 2 elif miktarı çekmekte ittifak etmelerine denir.

&İmale-i Suğra: Ses; üstüne, elife yakın olursa, İmale-i suğra olur.  Taklil veya Beyne denir.

&İmale-i Kübra: Ses; esreye, Ya harfine yakın olursa, İmale-i Kübra olur.

&Karrâ: Kur’an’ı Kerim’i tecvid ve tertil üzere güzel okuyan kimseye denir. Tilâvet, tertil ve kıraat okuma manasına gelir.

&Kârî: Lügatta, okuyucu ve okuyan anlamına gelir. (Nazil olan ayetleri ilk günden itibaren ezberleyenlere Kârî deniliyordu)

&Kat’: Kıraatten tamamen ayrılmak maksadıyla, okuyuşu kesmeye denir. Kat’, mananın tamam olduğu ayet sonralarında yapılır.

&Kalkale: Vurgulu okuyuş, hareket etmek, kımıldamak anlamına gelen bir kavramdır.

&Kalkale-i Suğra: Kalkale harfleri keli-menin ortasında sâkin olarak gelmişlerse, buna kalkale-i suğra denir.

&Kasır: Fer’i medlerde iki elif miktarı uzatmaya denir.

&Kasr: Kısaltmak demektir. Uzatmadan okumak anlamına gelir. Okuyuşta asıl olan kısa okumaktır. Uzatmak için bir sebep bulunmadıkça uzatma yapılmaz.

&Kalkale-i Kübra: Kalkale harfleri kelimenin sonunda sâkin olarak gelmişlerse, buna kalkale-i kübra denir.

&Kura: Kari kelimesinin çoğuludur. Istılahta ise:  yedi ya da on kıratın kendilerine nisbet edildiği imamlara denir. Kur’an’ın tamamını ezberleyen ve ondaki kıratlara hakkıyla vakıf olan kimselere ve başkalarına öğretenlere kura ismi verilmektedir. İstılahta ise, yedi veya on kıratın kendilerine isnad olunduğu imamlara denir. Aynı manada imam (cem’i, eimme), mukri(cem’i muriîn) tabirleri de kullanılır.

&Kesre(Meksur): Esre demektir.

&Kıraat:   قرأfiilinden mastardır. Lügatta, okumak manasınadır. Istılahta ise:  İmamın, rivayet ve tariklerinin ittifak ettiği, diğer imamlardan farklı okuyuşuna denir. Yani ihtilaf, raviler ve ravilerin ravileri arasındaki okuyuşta değilde imamlar arasında olan okuyuşta olur. Aşere, Takrib ve Tayyibe ilimlerini tahsil etmek de farz-ı kifaye olan ilimlerdendir

&Kırat-ı Tayyibe: On kıraat imamının ve iki ve daha çok ravisi ve ravilerinin talebeleriyle okuyuşu demektir. Aşere ve takrip derslerinin içerdiği tarzları, usul (ana kaideler) ve vücuhat yönünden ele alan, elfiyye olarak (kıraat ilminde) da bilinen 1016 beytten oluşan muhteşem bir vecizedir Ders olarak okutulur ve bu Tayyibe dersi olarak meşhurdur

&Kırat-ı Takrib: On kıraat imamının iki ve daha çok ravisiyle beraber okuyuşu demektir. Kur’an-ı Kerim’in, On imam, yirmi ravi ve mevzu bahis ravilerin de ravileri ve tarikleri ile okunan halidir

&Kırat-ı Aşere: On kıraat imamının okuyuş tarzları(vecihleri) demektir. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in, On imam ve yirmi ravi ile okunuş tarzıdır.

&Lahn: Harflerin lazım sıfatlarını ya da mahreçlerini değiştirmek, Herkes tarafından anlaşılan açık ve büyük hata, Ezgi veya teğanni ile okumak, tecvid kaidelerinin uygulanmasında yapılan hatadır. “Hata etmek ve doğrudan sapmak”, ‘’uymamaktan doğan hatalara’’ denilir.

&Lahn-ı Hafî: Küçük ve gizli hatadır. Tecvidi iyi bilen, Kur’an ve kıraat ilmi konusunda ehil olan kimselerin fark edebileceği hatalardır. Harflerin arızî sıfatlarında yapılan hatalara ne denir?

&Lahn-ı Celi: Açık ve ağır hata demektir. Harflerin asli sıfat ve mahreçlerinde, hareke ve sükûnlarda yapılan hatadır. Yani Harflerin kendisinden ayrılması mümkün olmayan lazımî sıfatlarında ve zatlarında yapılan hatalara ne denir?

&Lazım Sükûn: Kur’an okunurken hem geçildiği, hem de durulduğu zaman varlığını koruyan sükûndur. Yani hem vasıl hemde vakıf halinde sabit olan sükûndur. (İster durun isterseniz durmayın, bu sükûnu cezimli okumak zorundasınız)

&Mahreç: ‘‘Çıkış yeri’’ anlamında kullanılan bir kavram veya harfin çıktığı ve başka harflerden ayrıldığı yere denir.

&Maharic-i Huruf: Harflerin çıkış yerleri demektir. Harf:  Sözlükte; taraf, bir şeyin ucu ve kenarı demektir. Çoğulu “Huruf” veya “ahruf” tur. Tecvid Istılahında:  Sesin yukarıya doğru çıkarken mahreç bölgelerinden birine dayandığında çıkan sese “HARF” denir.

&Mevsul kelime: Kıyasi hatta göre, ayrı yazılması gerekirken, Hz. Osman Mushaflarında birleşik yazılan kelimelerdir.

&Maktu kelime: Hatt-ı kıyasiye göre bitişik yazılması lazım gelirken, hatt-ı mesahif-i Osmaniyyede ayrı ayrı yazılan kelimelerdir.

&Med: Uzatmak demektir. Yani Med harflerinden biriyle sesin uzatılmasına med denir.

&Medd-i Tabii: Harfin sesini uzatmak için hemze veya sükûna ihtiyaç duyulmayan medde “Asli Med yani Tabi Med” denir.

&Medd-i İbdal: Kelimenin başında iki hemze olursa ikinci hemze med yapılarak okunur, buna medd-i ibdal denir

&Medd-i Teshil: Teshilde birinci hemze harekeli ikinci hemze harf-i med yapılarak okunmasına denir.

&Medd-i Temkin: ‘’Vav’’ ve ‘’Ye’’ harfi şeddeli olup önceki gelen harf de üstün olursa medd-i temkin olur.

&Medd-i Ta’zim: Kelime-i tevhidin ‘’LE’’ sini uzatarak meddin mübalağalı bir şekilde yapılmasına denir. Allah’tan başkasından ulûhiyyeti nefy içindir.

&Meddu’l Fasl / El-Meddu’l Besd:  Meddi Munfasıla iki kelimeyi birbirinden ayırdığı için bu isim verilmiştir.

&Meddu’z-Zaid: Meddi Munfasıla asli med üzerine ziyade edildiği için bu isim verilmiştir.

&Meddu’l-İ’tibar: Meddi Munfasıla iki kelime bir kelime olarak kabul edildiği için bu isim verilmiştir.

&Meddu’l-Caiz: Meddi Munfasıla kasır ile okunup okunmamasında ihtilaf edildiği için bu isim verilmiştir.

&Medd-i Tebrie(Medd-i Nefi): Kelimelerin başında bulunan ‘’LE’’ nin uzatarak okunmasına denir. Zahirde bir sebep olmadığı halde, aslından ziyade medd etmek caizdir. Le şerikeleh’nin le’sini uzatarak mubalağalı bir şekilde şeriki yooook demek gibi.

&Meratib-i Erbea: İmamların medlerdeki vecihlerinin ayrı ayrı gösterilmesine denir.

&Müsavat ve Muadelet: Tecvid ilminde eşitlik demektir. Yani her harfin mahrecinin hakkını vermek, incelere kalınlara dikkat etmek, gunneleri aynı ölcüde tutmak, medleri aynı miktarda çekmek, okuyuş şekillerinden hangisi ile başlanılmışsa onunla devam etmek, sükünlara hareke vermemek vb.

&Mucevvid: Kur’an-ı güzel okuyan kişiye ‘’Kur’an-ı güzelleştirdi’’ manasına gelen bir kavramdır.

&Mukâbele: Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir. Yani Kur’an’ı Kerim’i Cebrail ve Peygamberimizin karşılıklı olarak okumalarıyla başlayan, günümüze kadar asırlardır devam eden karşılıklı okuma geleneğine denir.

&Mushaf: Kur’an-ı Kerim’in, Fatiha Sûresi ile başlayıp Nâs Sûresi ile bittiği şekliyle iki kapak arasında toplanmış haline mushaf denir.

&Mukri: Nazari bilgilerle beraber kıraatı müşafehe yoluyla (ağızdan) rivayet eden kıraat âlimine denir. Eğer bir kimse kıraatı müşafehe ile almamış ise nazari bilgileri ne ölçüde ileri olursa olsun bu onun mukrî olması için yeterli ve geçerli değildir.

&Muhtelefün Fih: Kıraat Âlim’leri, med-din kaç elif miktarı çekileceği konusunda ihtilafa düşmelerine denir.

&Mübtedî: İfrad metoduyla kıraat öğrenmeye başlayıp aynı metotla üç imamın kıraatini öğrenen kişiye denir.

&Müntehî: Kıraatlerin çoğunu ve meşhur olanlarını okuyarak nakleden kişiye denir.

&Mütevassıt: Dört veya beş kıraati ifrad tarikiyle bilen kişiye denir.

&Müşafehe: Kur’an-ı Kerim’i, hocanın öğrencisine, öğrencinin de hocasına okumasına denir. Kur’an öğrenmede en sağlıklı yol Müşafehe (arz) yoludur. Kıraatler semaan ve müşafeheten sabit olurlar.

&Mütevâtir Kıraat: Yalan üzerine ittifak etmeleri mümkün olmayan bir topluluğun, diğer bir topluluktan rivayet ettiği kıraatlardır. Örneğin:  Yedi kıraatın naklindeki tariklerin birleşmesi bu tür kıraatı teşkil eder. Mütevâtir kıraate inanmak vacibtir. İnkâr asla caiz değildir.

&Müdğam: Kendinden sonraki harfin cinsine çevrilecek olan cezimli harfe yani idğâm olunan birinci sâkin harfe denir.

&Müdğamun Fih: İki harf yan yana geldiğinde cezimli harfin katıldığı harekeli ikinci harfe denir.

&Müttefekun Aleyh: Tüm kıraat âlimleri bir eliften fazla okunmasında birleşmelerine denir.

&Meşhur Kıraat: Senedi sahih, Arapça’ya ve Hz. Osman Mushaflarının hattına uygun, kurra arasında meşhur ve fakat tevatür derecesine ulaşamayan kıraatlerdir. Bu çeşit kıraatler on imam arasında muteber sayılmışlardır.

&Mihrabiye: Namaz sonunda okunan mu-ad aşırlara mihrabiye denir.

&Mim-i Sakin: Üzerinde hareke bulunmayan cezimli mim harfine denir.

&Nun-u Sakin: Üzerinde hareke bulunmayan cezimli nûn harfine denir.

&Nakil: Sakin bir harften sonra gelen müteharrik hemzenin harekesini makablindeki sakin harfe vermektir. Ezan okurken oradaki geçişler (Allahü Ekberullahü Ekber) gibi. Bu tür geçişlere nakil denir.

&Ravm: Sözlükte , “taleb etmek, istemek” demektir. Gizli bir ses ile harekeyi talep etmeye denir. Ravm yapılacak kelimenin sonunu okurken sesinizin üçte ikisi gidip, geri kalan üçte biri ile kelimenin sonundaki esre veya ötre olan harekeyi okumaya denir. Yalnız bu hareke tam bir hareke olmayıp, harekeye işaret eden küçük bir uygulamadır.

&Râvî: İmama nisbet edilen kıraatı, kıraat imamından doğrudan veya vasıtalı olarak alan kimseye denir.

&Raf’u Savt: Ses yükseltme demektir. Kur’an okurken bazı kelime, cümle ve ayetleri ses tonu yükseltilerek okumak demektir. Başka bir ifade ile Kur’an-ı Kerim okunurken bazı harflerde, kelimelerde veya ayet-i kerimelerde sesi münasib bir şekilde yükseltmek, belirtili ve farklı bir şekilde sese perde veya ton vererek daha canlı bir şekilde okumaktır. Bu da harflerde, kelimelerde, cümle ve ayetlerde olur.

&Resm-i Hat: Hz. Osman Mushaflarının yazılmasında esas ittihaz edilip, ashabın ittifak ettiği, kıratta uyulması zaruri olan imla şeklidir.

&Resm-i Mesâhif-i Osmânî: Hz. Osman zamanında istinsah edilen mesahif-i Osmaniyyenin resm-i hattına(kelimelerin yazılış şekline) denir.

&Rivayet: Kıraat imamlarının ravileri arasındaki ihtilaflara(farklılıklara) rivayet denir.

&Şaz kıraat: Senedi Sahih olmayan kıratlardır.

&Sakin: Harekesi(üstünü, esresi ve ötresi) olmayan harf demektir. ث ،  ذ ، ز ، س ص

&Sekte: Susmak ve iki ses arasını nefes almaksızın ayırmak demektir. Yani nefes almadan sesi kesmek demektir. Sekte vakıf hükmünde vakfa yakın bir keyfiyyetdir. 4 yerdedir. Ayrıca 9 yerde ise ‘’Ha-i Sekte’’ vardır.

&Sebeb-i Med: Asli medden fazla uzatmayı gerekli kılan sebeplere sebeb-i med denir. 

&Sıla-i Kübra: Zamirden sonra sebebi medden elif gelirse (ki bu meddi munfasıl da olur) bu duruma sıla-i kübra denir.

&Sıla: Zamir’in med yapılarak (uzatılarak) okunmasına denir.

&Sıfat: Harfin telaffuzu esnasında seste oluşan yumuşaklık, sertlik, incelik, kalınlık, zayıflık, kuvvetlilik gibi özelliklere sıfat denir.

&Sıfat-ı Lazime: Harflerin zatından ayrılması mümkün olmayan sıfatlara denir.

&Sükûn: Harflerin harekesizlik hali, yani cezimli harfler demektir.

&Sureteyn Beyni: İki sure arası, bir sureyi bitirip diğer sureye başlamak

&Tahkîk: En ağır okuma şeklidir. Yavaş yavaş, mânâyı düşünerek, bütün tecvît kurallarına uyarak, ruhsatları kullanmadan (meselâ medd-i munfasılı da 4 elif uzatarak vb.) okumaktır. Aşrı şerif okurken, öğretim ve alıştırma yapılırken tahkik okuyuş tarzı uygulanır.

&Tahkik: Teshilin zıddıdır. Yani hemzeleri mahrecinden çıkararak okumaktır. Çünkü teshil, hemzeyi elif ile kendi arasında okumaktır.

&Tahsis: Kur’an okuyan kimsenin Kur’an’ın bütün hitaplarında kendisinin kast edildiğini kabul etmesidir.

&Tahfif: Teshil ile okumak, He zamirinin sılalarını terk etmek, idğamın fekkinden ibarettir. Zıddı ise teşdidir.

&Tahzîn: Kederlendirme, tasalandırma, hü-zünle okuma demektir. Ağlama hissini doğuran bir hudu ve huşu’yu yakalama. Sese ağlar gibi hazin bir eda vermek demektir. Rasul’un İbnu Mes’ud’u dinlerken ağladığı anlatılır. Şöyle buyu­rur: “Şüphesiz Kur’an hüzünle inmiştir, okurken ağlayınız, şayet ağlayamazsanız, ağlamaklı bir tavırla okuyunuz.”

&Tavassut: Fer’i medlerde dört elif miktarı uzatmaktır.

&Tarik: Raviden alıp başkalarına ulaştırma metoduna tarik denir. Mesela her surenin başında Besmele’nin &okunması İbn-i Kesir’den nakil ile kıraattır.

&Taksiru’l-Kur’an: Kur’an-ı Kerim’in çoğaltılarak birkaç kitap haline getirilmesi demektir.

&Tashih-i Huruf: Harfleri doğru telaffuz etmeye denir. Kur’an harflerini telaffuz ederken Maharic-i Huruf (harflerin çıkış yerleri) ve Sıfat-ı Huruf’a (harflerin sıfatları) uygun olarak telaffuz etmeye denir.

&Tartîb: Medleri uzatarak terennüm ve teganni etmek demektir.

&Tatrîb: Kur’ân okurken, terennüm ve tegannîde bulunarak, med gerekmiyen yerde med yapmak, med yapılacak yerde fazlaca uzatmaktır.

&Tetimme: Kur’ân okumaya başlama tarzı demektir.

&Tecvid: Güzelleştirmek, süslemek, bir nesneyi güzel etmek ve hoşça yapmak manasınadır. Kuvvet, zayıflık, şiddet, yumuşaklık, sadelik vb. bakımlarından çıkış yerlerine göre, her bir harfin hakkını vererek telaffuz etmek anlamını ifade eden Arapça “C-V-D” kökünden “tef´îl” ölçüsünde bir mastardır.

&Tecvid İlmi: Kendisinde harflerin mahreçlerinden ve sıfatlarından bahsedilen bir ilimdir. Yani harflerin mahreç sıfatlarına uymak sureti ile Kur’an-ı Kerim’i hatasız okumayı öğreten ilimdir. Tecvid ilmini öğrenmek farz-ı kifayedir. Bazılarının o ilmi elde etmesiyle diğerlerinin o ilmi öğrenme zorunluluğu kalkar.

&Teshil: Kolaylaştırmak demektir. Birbirini takip eden iki hemzeden ikincisi, “elif” ile “he” sesi arasında yumuşak olarak okunmasıdır

&Terci: “Geri çevirme, döndürme” olan bu kelime avazı boğazda tekrar etmek, Kur’an’ı name ile okumak anlamına kullanılıyor. Güzelleştirme, dinlenmeye hizmet eder. Ama bu nazmı bozucu bir hal almamalıdır.

&Terik: Kur’an okurken sesi titretmeye denir.

Terdîd: Kur’ân okuyanın kıraeti bitiminde, cemaatin bu vecihlerden bir vecih üzere, bir ağızdan ona karşılık vermeleridir

&Terkis: Kur’an okurken sesi hareket ettirerek med harflerine hareket katmak veya sakinler üzerinde sükut edip sonra hareke ile çabuk uzaklaşmaktır.

&Tehlil: Dîn ıstılahında, (Allah’tan başka ilah yoktur) anlamındaki “lâ ilâhe illâllah” tevhit cümlesini söylemeye denir.

&Tekbir: Dîn ıstılahında, Allah en büyüktür, Allah her şeyden daha büyüktür anlamına gelen ‘’Allâh’ü ekber’’ diyerek Allah’ı azamet ve kibriya ile anmak demektir.

&Teşrik Tekbiri: ‘’Allahu Ekber Allahu Ekber Lâ ilahe illallahu vallahu ekber Allahu Ekber ve lillahil hamd.’’ İfadesine denir.

&Tedvir: Tahkik ile hadr arasında orta bir okuyuşun adıdır. Bu tarzda ki okuyuşta tecvid hükümleri orta tempolu bir nispette icra olunur. Muttasıl ve munfasıl meddler iki buçuk-üç elif, medd-i lâzım dört elif miktarı uzatılır. Mahreçler ve harflerin sıfatları katiyyen ihlal edilemez. Bu tür okumaya tedvir denir.

&Tertil: Bir şeyi güzel, düzgün ve tertip ile kusursuz bir şekilde açık açık, hakkını vererek açıklamaktır. Kur’ân’ın tertili de böyle her harfinin, edasının, tertibinin, mânâsının hakkını doyura doyura vererek okunmasıdır. Diğer bir tarifle Harflerin tecvid ve sıfatı lazimelerinin sıfat-ı arizelerini bilmek anlamak vakıflarını, durulacak yerler ve başlayacak yerleri bilmek ve tatbik etmektir. Vakıf ve ibtida peygamber efendimiz bizzat fiili sünneti ile sabittir. İlk dönemde “tertîl” kelimesine yüklenen anlam, Harflerin mahrecini ve vakıf yerlerini bilmektir.

&Tenvin: Tenvin, nunlamak; yani “nun” sesiyle okumak demektir. Kelimenin sonuna gelen ZAİD nun’a denir. Üç tanedir. üİki üstün    üİki esre  üİki ötre

&Teessür: Kur’an okuyan kimsenin kalbinin ayetlerin değişmesiyle birlikte müteessir olması anlamına gelir.

&Ter’îd: Soğuktan titrer gibi sesi titretmek demektir.

&Tilavet: Kur’an’ı uygun bir şekilde ve güzel bir tutum ve sesle okumaya denir.

&Vech: Bir kıratın (imam, ravi ve ravinin ravisi dışında) ehl-i edadan birine nisbet edilmesine denir.

&Vacip: Tecvid ilminde Vacip bütün imamların uzatılmasında karar birliğine vardıkları (ittifak ettikleri) tecviddir. Yapılması zorunludur. Yapılmadığında vebali vardır.

&Vakf-ı Lâzım: ‘’ م’’ harfinin durağını ifade eder. Kesinlikle durulmalıdır. Geçilmesi durumunda manayı bozduğundan günah işlenmiş olur.

&Vakfı Mu‘âneka(Vakfı Murakabe): ‘’ ’’ Üç nokta işaretine denir. Üç noktanın bulunduğu iki yerin birisinde durulursa diğerinde geçilmesinin gerekli olduğunu ifade eder. Yani birinde durulursa diğerinde geçilmesi gereken vakıftır.

&Vakf-ı Mutlak: ‘’ ط’’ harfinin durağını ifade eder. Mutlak durulmalıdır. Geçilmesi durumunda manayı bozmaz ama durulması istenilir.

&Vakf-ı Câiz: ‘’ ج’’ harfinin durağını ifade eder. Durmanın veya geçmenin caizliğini, Ancak durmanın daha iyi olduğunu ifade eder.

&Vakf-ı Mücevvez: ‘’ ز’’ harfinde durul-asına denir. Durmanın veya geçmenin caizliğini, Ancak geçmenin daha iyi olduğunu ifade eder.

&Vakf-ı Murahhas: ‘‘ص’’ harfinde durul-masına denir. Zaruret halinde durul-asında bir mahzurun olmadığını ifade eder.

&Vasat-ı Sure=Evasıt-ı Sure=Ecza-i Sure: Surelerin ilk ayetlerin dışındaki ayetlere başlamak veya geçmek demektir.

&Vasatu’l-Halk: Boğazın ortası demektir.

&Vakf: “Durmak” manasına gelir. “Nefesle birlikte sesin kesilmesine” denir. Yani okuyuşa devam etme niyetiyle, herhangi bir kelime sonunda, kısa bir duraklama yaparak, nefes almak veya vermekle gerçekleşir. Vakf, kelimenin sonunda yapılır. Kelime ortasında kesinlikle yapılamaz.

&Vakf-ı Tam: Kendisinden sonrası ile mana yönünden alakası bulunmayan bir kelime üzerinde yapılan vakfa denir.

&Vakf-ı Kâfi: Kelam, lafız ve mana yönünden tamamlanmakla beraber yine kendinden sonrası ile anlam bakımından bir alakası varsa bu tür yerlerde yapılan vakfa denir.

&Vakf-ı Hasen: Ayetin başında veya ortasında, kendisinde kelam tamam olmak kaydıyla kendisinden önceki veya soraki ile mana yönünden alakası bulunan yerlerde yapılan vakfa denir. 

&Vakf-ı Kabih: Kelam, lafız ve mana yönünden eksik olan, kendisinden sonraki kelimelerle ancak(muhakkak) manası anlaşılan vakıftır. Vakfı kabihlerde kelam tamam olmadığı için bundan bir mana anlaşılmadığı gibi ayetten kast edilen mana gizli kalır.

&Vakf-ı Iztırârî: Tilâvet esnasında meydana gelen, nefes kısılması, unutma veya devam etmeye güç yetmeme gibi herhangi bir zarûrî sebeple yapılan vakfa denir. Böyle durumda mana tamam olmasa bile vakf caizdir. Ancak başlanırken manaya uygun daha öncesinden başlamak gerekir.

&Vakf-ı İhbârî: İmtihan esnasında hocanın herhangi bir kişinin kıraat bilgisini ölçmek için yaptırdığı vakftır.

&Vakf-ı İhtiyârî: Zaruri bir sebep bulun-madan isteğe bağlı olarak yapılan vakıftır.

&Vakf-ı İnzâri: Bir kelime üzerinde, muhtelif rivâyetleri cemettiğinde, başkasını ona atfetmek için yapılan vakıflara bu isim verilmiştir.

&Vakf-ı Cibrîl: Vahy meleği olan Cebrâil’in (a.s) vahy esnasında yapmış olduğu vakıflara denir. Aynı zamanda bunlara vakf-ı münzel de denilmektedir. Sayıları konusunda ihtilaf bulunsa da meşhurları sekiz tanedir. Bakara 120, 276; Âl-i İmrân 7, 95; En’âm,36, 124; Araf, 187 ve Yasîn 51.

&Vakf-ı Nebî: Peygamber efendimizin vakf yaptığı yerlerdir. Bunların sayısı ihtilaflı da olsa dokuzu meşhur olmuştur. Bakara 148; Al-i İmrân 7; Yunus 2, 52; Nahl 4; Kadr 2, 4 ve Nasr 3.

&Vakf-ı Ğufrân: Peygamber efendimizin dua ve niyazda bulunmak maksadıyla yapmış olduğu vakıflardır. On yerde bulunduğu rivayet edilmektedir. Bunlar Mâide 51; En’am 36; Secde 18; Ya’sin 12, 30, 52, 61, 81 ve Mülk 19.

&Vakf-ı Beyân: Feth sûresi 9. ayetinde bir birini takip eden iki zamirden birincisinin Rasülüllah’a ait olduğunu göstermek için وتوقروه   ifadesinde durulur. İkinci zamir de Allah’a döner.  Tevbe sûresi 40. ayette de سكينته عليه  ifadesinde zamiri Hz. Ebû Bekr’e döndüğü için durulması durumudur.  Yusuf sûresinin 27. ayetinde فكذبت    ifadesinde Hz. Yusuf’un doğrulardan olduğunu vurgulamak için durulması vakf-ı beyandır.

&Vasl: Tilâvet esnasında, bir kelimeyi, sesi ve nefesi kesmeden kendisinden sonra gelen kelimeye bağlayarak okumaktır

&Vecih: İmam, râvi ve râvinin râvisi dışında kâri’nin tahyirine(okuyucunun tercihine) vecih denir. Örneğin:  Meddi arızda bütün kıraat imamları için, tul, tevassut ve kasır olmak üzere üç türlü okuma caizdir. İşte bu var olan üç okuyuştan birini tercih ederek okumasına karinin tercihi denir. Yoksa var olmayan her hangi bir şeyi okuyucunun tercih etmesi demek değildir.

&Vücühü’l-Kırae: Okuma şekli anlamına gelir.