KEFFARETLER

YEMİNLER

EVLİLİK

BOŞANMA

SİYER-İ NEBİ

TEMİZLİK / TEHARET / DİYANET(DİB) FETVALARI

ADAK VE YEMİN / DİYANET(DİB) FETVALARI

DUA VE ZİKİR / DİYANET(DİB) FETVALARI

KADINLARA ÖZEL HALLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

MİRAS VE VASİYET / DİYANET(DİB) FETVALARI

YİYECEKLER ve İÇECEKLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

BİDAT VE HURAFELER / DİYANET(DİB) FETVALARI

10.200 SORULU-CEVAPLI MÜLAKAT SORULARI

1-Kur’an-ı Kerim ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

2-Tecvid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

3-Tefsir ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

9-Hadis ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

12-Kelam ve Akaid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

14-Hac ve Umre ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

16-Peygamberler ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

21-Siyer-i Nebi ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

28-Genel Kültür ile ilgili SORULAR VE CEVAPLA

Namazın rukünleri

NAMAZIN RÜKÜNLERİ

(ERKÂNÜ’S-SALÂT) 

1-İftidah Tekbiri:

İftidah tekbirine Tahrime de denir. Tekbir cümlesinde “Allah” kelimesinin ilk harfi olan A harfini uzatarak okumak câiz değildir. Bu şekilde okumak mânayı bozacağı için, farz yerine getirilmemiş ve namaz geçersiz olur. İmama uymak üzere ayakta alınan iftitah tekbirinin tamamen kıyam halinde alınması şarttır. Buna göre, rükû halinde bulunan imama uyacak olan kimse, kıyam halinde Allah deyip, ekber lafzını rükûa vardıktan sonra diyecek olsa, imama uyması sahih olmaz. Hanefiye göre iftitah tekbiri rükün değil şarttır. Bunun pratik sonucu olarak kişi niyet etmemişse niyet edebilir, kadın kolu-başı açıksa kapatabilir. Allahu Ekber yerine Allahu Azim, Allahu Kebir sözleri de söylenebilir. Allah yerine Aaallah veya eaallah denmesi farzı yerine getirmez. Tekbiri rükuda değilde kıyamda alınması gerekir.

2-Kıyam:

Kıraati okuyacak kadar ayakta durmaya denir. Farz ve vâcip namazlarda ve Hanefî mezhebinde benimsenen görüşe göre sabah namazının sünnetinde kıyam bir rükündür. Gücü yeten kişi bu rüknü yerine getirmeden, meselâ oturarak farz veya vâcip bir namaz kılarsa namazı geçerli olmaz. Yine bir kimse, çekiliverse düşeceği bir tarzda, duvara veya bastona yaslanarak namaz kılacak olursa, namazı geçersiz olur. Nâfile namazlarda ise kişi, ayakta durmaya gücü yettiği halde oturarak da namaz kılabilir. Hasta veya ayakta durmaya gücü yetmeyen kişiden kıyam vecîbesi düşer. Bu kişi oturmaya güç yetiriyorsa, namazı oturarak kılar. Bu durumda oturma, o kişi için hükmen kıyam yerine geçer. Oturmaya da gücü yetmiyorsa nasıl kılabiliyorsa öyle, uzanarak veya ima ederek kılar.

3-Kıraat:

Kıyamda iken Kur’an’dan en az üç ayet veya buna denk olan uzun bir ayet okumaya denir. Namazda Kur’an, kıyam halinde iken yani ayakta dururken okunur. Namazda okunması gereken asgari miktar, kısa üç âyet veya buna denk bir uzun âyettir. İmama uyan kişinin kıraat yükümlülüğü yoktur; kılınan namaz açıktan(cehrî, âşikâre) okunan namaz ise imamı dinler, değilse susar. Diğer üç mezhepte ise kıraatin asgari miktarı her rek‘atta Fâtiha sûresinin okunmasıdır. Besmele Şâfiî mezhebine göre Fâtiha sûresinden bir âyet olduğu için, besmelenin okunması da kıraat vecîbesinin bir parçasıdır, yani namazın farzlarındandır. Fakihler ezberlenmiş olan Fâtiha sûresinin ve diğer sûrelerin namazda dili kıpırdatmaksızın ve ses çıkarmaksızın zihinden tekrarlanmasını okuma(kıraat) saymamışlardır; yani böyle yapmakla, namazın rüknü olan kıraatin yerine getirilmiş olmayacağını söylemişlerdir.

Kıraat Hanefi Mezhebine göre imama uyan kişiden düşer. Kıraat nafile namazların her rekâtında farz namazların iki rekâtında okunması gerekir. Vitir namazında da tamamında kıraat okunur. Kıraatin ilk iki rekâtta olması vaciptir. Diğer mezheplerde kıraatin asgari miktarı her rekâtta Fatiha süresini okumaktır. Zam-ı süre ise sünnettir. Zait rukun; İmama uyan kişi kendisi kıraat etmediği için bu zait rükün olarak adlandırılır.

Hanefi’ye göre namaz cemaatle kılındığında cemaatten kıraat düşer. Diğer mezheplerde kıraat düşmez. Namaz cehri olarak kılınıyorsa şafiye göre sadece Fatiha süresi okunur. Yeni Müslüman olmuş Arapçayı ezberleyemeyen dili dönmeyen kişi kendi delinde ibadet edebilir.

Gizli Açık Okumanın Ölçüsü: Dili kıpırdatmadan okumayla kıraat yapılmış sayılmaz. Ayrıca kişinin kendisinin duyabileceği şekilde sesinin çıkması gerekir. Ancak bu okuma başkasının huzurunu ve huşuunu bozacak şekilde olmamalıdır.

Zelletü’l-Karî: Namazda Kur’an okurken çeşitli sebeplerle okuma hatası yapılabilir. Bu okuyuş hataları ve dil sürçmesi fıkıh terminolojisinde “zelletü’l-karî” olarak adlandırılır.

Namazın rükünlerinden biri olan kıraati ifa ederken Kur’an’ın bir kelimesinin dahi anlam bozulacak şekilde kasten değiştirilmesi halinde namaz bozulur. Kasıtsız olarak yanlışlık yapmak durumunda esas alınacak ölçü, değiştirilen lafzın Kur’an lafızlarından olup olmadığına bakılmasıdır. Eğer Kur’an lafızlarından olmayan bir lafız okunmuş olursa namaz bozulur. Okunan şey Kur’an lafızlarından olduğu sürece zabt ve i‘rabında ve mânada bir bozukluk (halel) olsa bile namaz fâsid olmaz. Yine kelime sonlarındaki hareke yanlışları, anlamı değiştirse bile namaz bozulmaz.

Bir harf yerine başka bir harf okumak:  Bu harfler sin ve sad harfi gibi mahreç yakınlığı bulunan harflerden ise namaz bozulmaz. Fakat âlimlerin çoğunluğu “Allahü ehad” yerine “Allahü ehat” okumanın namazı bozacağı görüşünde oldukları için, İhlâs sûresini okurken “dâl” harfini, “te” gibi okumamaya dikkat etmek gerekir.

Mahreç yakınlığı olmamakla birlikte bazı harfler yaygın olarak karıştırıldığı için ayırt etme zorluğu bulunan bu çeşit harflerin birbiri yerine geçirilmesi durumunda birçok fakihe göre namaz bozulmaz. Meselâ “dât” yerine “dâl”, “zâl” veya “zı” harfinin okunması böyledir.

Şeddeli harfi şeddesiz veya şeddesiz harfi şeddeli, uzun okunacak yerde kısa veya kısa okunacak yerde uzun, idgam yapılacak yerde idgamsız veya idgam yapılmayacak yerde idgam yaparak okumakla namaz bozulmaz.

Kelimenin bir parçası kesilse, meselâ “el-hamdü…” diyecekken, unutmak veya nefesi yetmemek veya nefesi bir sebeple tıkanmaktan dolayı, “el…” deyip, durduktan sonra “el-hamdü…” denilse veya okunacak kelime hatıra gelmeyip başka bir kelimeye geçilse çoğunluğa göre namaz bozulmaz. Çünkü bu durumlarda zaruret ve kaçınılması mümkün olmayan bir durum (umûm-ı belvâ) vardır.

Eğer âyete bir harf ilâve edilse, mâna değişmiyorsa namaz bozulmaz. Buna mukabil, “Allahü ekber” ifadesinin başına bir “e” harfi eklenecek olsa, anlam bütünüyle değişeceği ve inanç noktasından riskli bir anlam çıkacağı için namaz bozulur. Çünkü “Allahü ekber” sözünün anlamı, “Allah en büyüktür” şeklinde olup başına “e” harfi eklendiği zaman “Allah en büyük müdür?” şekline dönüşmektedir.

Anlam bozulmadığı takdirde kelimelerin yerinin değişmesiyle namaz bozulmaz. Fakat anlam değişirse namaz bozulur. Bir kimse namazda fâhiş hata ile okuduktan sonra, dönüp yeniden düzgün şekilde okursa namazı câiz olur. Kıraat esnasında az veya çok miktarda âyet atlamakla namaz bozulmaz.

4-Rükû:

Namazda ‘’eğilmeye’’ denir. Sırt ve baş aynı terazide olmalıdır. Rükû duruşunda bir müddet beklemek(tuma’nîne) ve yine rükûdan doğrulup, secdeye varmadan önce uzuvları sakin oluncaya değin bir süre kıyam vaziyetinde beklemek(kavme) ta‘dîl-i erkânın birer parçası olduğundan rükû halinde beklemenin süresinin asgari ölçüsü “sübhânellâhi’l-azîm” diyecek kadar durmaktır. Bu ikisi Hanefi dışındaki diğer mezheplere göre farzdır. Hanefide ise vaciptir. Vacip Namaz İki çeşittir: 

1-Vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan(li-aynihî vâcip): Vitir namazı ile ramazan ve kurban bayramı namazları bir de tilâvet secdesi bu bölümde değerlendirilir.

2-Vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olan vâcip(li-gayrihî vâcip):  Nezir namazı, sehiv secdesi ve ifsat edilen nâfile namazın kazâsı yer alır. Şafiilere göre kadın da bayram namazını kılmakla yükümlüdür. Cemaat ile kılmak şart değildir.

5-Secde:

‘’İtaat etmek, yere kapanmak, yüzü yere sürmek’’ anlamındadır. Hz. Peygamber’in uygulamasına en uygun secde yüz, eller, dizler ve ayak parmaklarının üzerine olmak üzere 7 uzuv üzerinde yapılanıdır. Hanefi de alnın ve ayakların konması farzdır. Burun vaciptir. Ellerin ve dizlerin konması ise sünnettir. İki secde arasında beklemek vaciptir. Diğer mezheplere göre ise farzdır.

6-Ka‘de-i Ahîre:

“Son oturuş” demektir. Namazın sonunda bir süre(teşehhüt miktarı) oturup beklemek namazın rükünlerindendir. Son oturuştaki süre Hanefîler’e göre “Tahiyyât” duasını okuyacak kadardır. Şâfiî ve Hanbelîler’de ise farz olan oturuş süresi teşehhüt miktarına ilâveten bir de Hz. Peygamber’e salavat getirilebilecek kadardır. Yani Şafi ve Hanbeli Mezhepleri salavatları da farz sayar.

Ta’dil-i Erkan: Rukünleri ‘’düzgün yerli yerinde yapmaya’’ denir. Ruküde (Tüma’nine), secdede (sucud), kalkışta (kavme), iki secde arasında (celse) beklemeyle yerine getirilmiş olur.

Namazdan Kendi Fiiliyle Çıkma:  Kişinin namazdan kendi isteğiyle çıkması rukündür. Selam verme Hanefi Mezhebine göre vaciptir. Şafi ve Maliki Mezhebi ise ilk selamı farz sayarlar. Hanbeliler ise iki selamı da farz sayarlar.  Kade-i Ahire de teşehhüt miktarı oturduktan sonra biri başkasına selam verse imameyn’e göre namaz olur. İmam-ı Azam’a göre namaz olmaz.