KEFFARETLER

YEMİNLER

EVLİLİK

BOŞANMA

SİYER-İ NEBİ

TEMİZLİK / TEHARET / DİYANET(DİB) FETVALARI

ADAK VE YEMİN / DİYANET(DİB) FETVALARI

DUA VE ZİKİR / DİYANET(DİB) FETVALARI

KADINLARA ÖZEL HALLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

MİRAS VE VASİYET / DİYANET(DİB) FETVALARI

YİYECEKLER ve İÇECEKLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

BİDAT VE HURAFELER / DİYANET(DİB) FETVALARI

10.200 SORULU-CEVAPLI MÜLAKAT SORULARI

1-Kur’an-ı Kerim ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

2-Tecvid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

3-Tefsir ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

9-Hadis ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

12-Kelam ve Akaid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

14-Hac ve Umre ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

16-Peygamberler ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

21-Siyer-i Nebi ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

28-Genel Kültür ile ilgili SORULAR VE CEVAPLA

Hükümler

HÜKÜMLER

Şer’i hükümler: İslam dininin insanın dünya ahiret mutluluğunu sağlamak üzere getirdiği kuralların bütününe şer’i hükümler denir. Şer‘î hükümler(ahkâm-ı şer‘îyye) veya ilâhî hükümler(ahkâm-ı ilâhiyye) şeklinde tabir edilir.

Amelî hükümler: İtikadî hükümlere nisbetle ikinci derecede oldukları için bunlara ahkâm-ı fer‘iyye de denilir. Ahlaki, itikadi, ameli olarakta 3’e ayrılır. Ameli hükümlere Ahkam-ı Feriyye de denir. İbadetlerle ilgili dini hükümler değişmediğinden bunlara taabbudi hükümler de denir.

Ameli hükümler ibadetler ve muamelat olarak 2’ye ayrılır. İbadetlerle ilgili dinî hükümlere teabbudi hükümler denir. Bunlar iman esaslarından sonra dinin ikinci derece önemli olan unsurunu oluşturur.

Muamelat ise ferdin toplumla bireyle olan ilişkisini düzenler. Muamelat Kuran-ı Kerim’in ve Sünnetin hükümlerine ters düşmemek kaydıyla zamana, mekâna ve örfe göre değişiklik gösterebilir. Fıkıh Usulünde hükümler vaz’i ve teklifi olarak 2’ye ayrılır.

1-Vaz’i Hükümler: İki durum arasında şari’in(şeriatın) koyduğu bağa denir. Sebep, şart ve mani olarak 3’e ayrılır.

Sebep: Şari’in(şeriatın) varlığını hükmün varlığı, yokluğunuda hükmün yokluğu için alamet kıldığı duruma Sebep denir. Sebep varsa hükümde vardır. Sebep yoksa hüküm de yoktur. Vaktin girmesi namazın sebebidir.

Rukün: Hükmün yapısından bir parça teşkil eden unsura Rukün denir. Rukün ve sıhhat şartları o ibadetin farzlarını oluşturur. Bunlardan birisinin eksik olması o ibadeti batıl veya fasid kılar.

Şart: Bir hukuki sonucun varlığı kendi varlığına bağlı olan ancak kendisinin varlığı onun varlığını zorunlu kılmayan ondan bir parça teşkil etmeyen fiil veya vasfa şart denir. Namaz için abdestli olmak şarttır. Namazda kıraat ise rükündür. Şar’i; bir şartı hükmüm geçerli olası için şart koşmuşsa buna şer’i şart denir. Zekat için nisap şartının koşulması gibi. İnsanların kendi hukiki işlemleri için ileri sürdükleri şarta ise ca’li şart denir. Akidlerde ileri sürülen şartlar gibi.

Mani; Varlığı sebebe hüküm bağlanmamasını veya sebebin gerçekleşmemesi sonucunu doğuran duruma Mani denir. Hayız halinin namaza engel olması gibi. Butlan rükün veya kurucu unsurlardan birinin olmaması durumunda oluşur. Fasid ise rüknün olması fakat şartların olmaması durumunda oluşur. Rükün ve şartlar tam ise ibadet sahih olur. Sıhhat birfiilin gerekli rükün ve şartları taşımasına denir. Batılda hükiki işlemin hiç kurulmamış olması yok olmuş olmasına denir.

Fasid; Bir hukuki işlemin varolup ancak şartlarının eksik yapılmasıyla olur. İbadette fasid ve batıl ayrımı sadece Hanefilerde vardır. Muamelatta ise fasid ve batıl ayrımı yoktur. Abdestsiz veya veya secdesiz yapılan namaz için fasid veya batıl kavramları kullanılır.

Müfsid; Bir ibadeti bozan veya bir hukuki işlemi sakatlayan fiil veya eksikliğe müfsid denir. Başlanmış ibadeti bozmaya müfsid denir.

2-Teklifi Hükümlerin Çeşitleri: Mükellefin fiileri demektir. Şari’in mükelleften bir fiili yapmasını veya yapmamasını istemesi veya fiili yapıp yapmamada serbest bırakmasına denir. Teklifi hükümler icab, nebd, tahrim, kerahet, ibaha olarak 5’e ayrılır. Azimet ve ruhsat olarakta ayrım yapılabilir. Bu fiillere Efal-i Mükellefin denir. Hanefiler şer’i hükmü hitabın neticesi olarak, diğer mezhepler ise Allah’ın mükelleflerin fiiline ilişkin hitabı olarak algılar. Cumhur tahrime, icaba şer’i hüküm derken Hanefiler farza ve vacibe şer’i hüküm derler.  Hanefiler efal-i mükellefine farz ve tenzihen – tahrimen bölümlerini de katarak efal-i mükellefini beş’ten yedi’ye çıkartmıştır.

Farz: ‘’Bir işi kesinleştirmek, takdiretmek, pay ve parçalara ayırmak, belirlenmiş şey’’ anlamına gelir. Allah ve Resulünün mükelleften kesin olarak istediği fiile Farz denir. Hanefiler delilin kat’i veya zanni oluşuna göre ayrım yaparlar. Delil kat’i ise farz zanni ise vacib derler. Namazda Fatiha süresini okuma zanni delille sabit olduğundan vacib sayarlar. Farzı inkâr eden kâfir sayılır, gereksiz yere farzı terk eden fasık olur. Vacibin inkârı ise küfrü gerektirmez. Ancak terki farz gibi cezayı gerektirir. İbadette farzın terki ameli batıl yapar, vacibin terki ameli batıl yapmaz. Farz; farzı ayn ve farzı kifaye olarak 2’ye ayrılır.

1-Farzı ayn; Şari’in her mükelleften ayrı ayrı istediği mükellefiyete Farzı ayn denir. 

2-Farzı kifaye: Mükelleflerin tek tek değilde topluca sorumlu oldukları filer için kullanılır.

DİKKAT: Ancak farzı kifayeyi yapan kimse olmazsa bu farzı ayn’a dönüşür.

Vacib: ‘’Sabit, lazım, var ve gerekli olan şey’’ anlamındadır. Cumhura göre farz ve vacib aynıdır. Hanefiler ise kat’i delille sabit olan hükme farz, zanni delille sabit olan hükme ise vacib derler. Hanefilerin vacib anlayışına meali farz da denir. Vacibin inkârı küfrü gerektirmez. Sapıklıkla itham sebebi olur. Vacibi kasten terk tahrimen mekruhtur. Namazın iadesini gerektirir.

Mendub: Teşvik edilen, yapılması kesin olmayan bir tarzda istenen farz-vacib olmayan davranışların genel adıdır. Hanefilerde derecesine bu sünnet, müstehab, adab olarak sıralanır. Diğer mezhepler ise mendubu bir bağlayıcılık olmadan yapılması istenen şey olarak tanımlar. Hanefilerin dışındaki diğer mezhepler farz, vacib dışındaki diğer fiiler için mendub tabirini kullanırlar. Kuran ve Sünnettten kesin ve bağlayıcı olmaksızın tavsiye edilen fiillere mendub derler. Verilen borcun yazılması… gibi. Sünnetin terkiyle ceza oluşmaz.

Sünnet:  Hz. Peygamberin söz, fiil, onaylarına denir. Kuran-ı Kerim’den sonra İslam’ın 2. asli kaynağıdır. Sünnet 3’e ayrılır. Sünneti (1)müekkede, sünneti (2)ğayri müekkede ve (3)zevaid sünnettir. Sünneti müekkedeyi terk eden dinen azarlanır. Ezan okuma ve cemaatle namaz kılma gibi. Sünnetlerin terk edilmesi ise caiz görülmez.  Sünneti ğayri müekkedeyi ret eden ise dinen azarlanmaz. Bu iki sünnete sünneti Hüda da denilir. Hz. Peygamberin beşeri davranışlarına ise zevaid sünnet denir. Zevaid sünnetin bağlayıcılığı yoktur. Ancak bunu yapan sevap kazanır. Saçını boyaması, kına kullanması… gibi.

Müstehab: ‘’Sevimli olan, tercih edilen, güzel bulunan işe Müstehab’’ denir. Hz. Peygamberin bazen yaptığı, tavsiye edilen davranışlarına denir. Terki dinen kınamayı gerektirmez. Çoğu kez mendub, adab, tatavvu ile eş anlamlı olarak kullanılır. Yapılma derecesi isteğine göre bakıldığında müstehab en alttadır. Müstehab farz, vacibi süsler ve korur. Müstehab ve sünnetin devamlı terki vacib ve farzlarda tembelliğe sebep olacağından doğru bulunmamıştır.

Mubah: Açığa çıkan, serbest bırakılan şey demektir. Şari’in mükellefi yapıp yapmamakta serbest bıraktığı fiillere denir. Şari(şeriat) mubahlığı bildirdiyse buna şer’i mubah denir. Bildirmediyse buna akli mubah denir. Akli mubah beraat-i asliye, istishabu’l-asıl ile açıklanabilir. Eşyada asıl olan mübahlıktır.  Ancak ibadet alnında akli mübahlık geçerli değildir. Mübahta sevap veya günah yoktur. Fiilde ölçü kaçırılırsa fiildeki mübahlık hükmü kalkar. Açlık grevi, çok yeme gibi. Evlilikte ilişkiden kesilme haram sayılmıştır.

Caiz: ‘’Geçip gitmek, mümkün, geçerli olan şey’’ anlamındadır. Dinen veya hukuken yapılmasına müsade edilen fiillere denir. Bunu belirtmek üzere cevaz kelimesi de kullanılır.  Sahih kelimesi dünyevi işler için, caiz kelimesi ise uhrevi iler için kullanılır. İlk devir fıkıhçılar ise caiz veya caiz değil tabirini kendi vermiş oldukları fetvaları için kullanmışlardır. Helal-haram kavramlarını ise nakli delillerle sabit olan hükümler için kullanmışlardır.

Helal: Haramın karşıtıdır. ‘’Bir fiilin mübah, caiz, serbest olması ve yasağın kalkması’’ gibi anlamlara gelir. Şer’an izin verilmiş hakkında şer’i bir yasaklama ve kısıtlama olmayan fiili ve dini-hukuki hükmünü ifade eder. Bir şeyin yasaklanmamış ve kınanmamış olduğunu bildirir.

Mekruh: Sevilmeyip kerih, nahoş gösterilen şey demektir. Şariin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan tarzda istediği fiil ve davranışlardır. Şari mekruh olduğunu bizzat kendisi belirtir. Mekruhu işleyene ceza verilmez, bazen kınanır. Allah için mekruhu terk eden sevap kazanır. Hanefiye göre mekruh 2’ye ayrılır.

1-Tahrimen Mekruh: Şari fiilin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı tarzda ister. Ancak bu talep haber-i vahidle yani zanni delille sabit olmuştur. Diğer mezheplere göre tahrimen mekruh haram kapsamındadır. İmam Muhammed de haram kapsamında saymıştır. Ancak onu inkar eden kâfir olmaz der.

2-Tenzihen Mekruh: Şariin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan bir tarzda istediği fiilere denir. Cumhurun mekruh tanımı budur. Helale yayın olup mendubun zıttıdır. Soğan sarımsak yiyerek camiye gelme… gibi. Tenzihen mekruh ceza ve kınamayı gerektirmez. Mekruhlar haramı engeller.

Haram: ‘’Yasak, memnu’’ anlamındadır. Helalin zıttıdır. Şariin yapılmasını kesin ve bağlayıcı bir tarzda yasakladığı fiilere denir. Yasaklama işine tahrim, hazr da denir. Yasaklanan şeye haram, muharrem, mahzur denir. Hüküm veya vasfa da hürmet denir. Hanefilerde bir fiilin haram olması için subutu ve delaleti kat’i olması gerekir. Subutu veya delaleti zanni ise buna tahrimen mekruh derler. Cumhur ise itikadi konular hariç ameli konularda ahad haberi haram için yeterli görmüşlerdir.