KEFFARETLER

YEMİNLER

EVLİLİK

BOŞANMA

SİYER-İ NEBİ

TEMİZLİK / TEHARET / DİYANET(DİB) FETVALARI

ADAK VE YEMİN / DİYANET(DİB) FETVALARI

DUA VE ZİKİR / DİYANET(DİB) FETVALARI

KADINLARA ÖZEL HALLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

MİRAS VE VASİYET / DİYANET(DİB) FETVALARI

YİYECEKLER ve İÇECEKLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

BİDAT VE HURAFELER / DİYANET(DİB) FETVALARI

10.200 SORULU-CEVAPLI MÜLAKAT SORULARI

1-Kur’an-ı Kerim ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

2-Tecvid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

3-Tefsir ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

9-Hadis ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

12-Kelam ve Akaid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

14-Hac ve Umre ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

16-Peygamberler ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

21-Siyer-i Nebi ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

28-Genel Kültür ile ilgili SORULAR VE CEVAPLA

9- Uhud Savaşı

E- UHUD SAVAŞI (3 /625)(Medine dönemi)

Kureyş müşrikleri sadece kendi mensuplarından oluşan orduyla Müslümanlara Bedir’de yenilmişlerdi. O nedenle, Bedir savaşına sebep olan kervandan elde edilen kârı Müslümanlara karşı asker toplamak için harcamaya, bu yolla asker sayısını artırmaya karar verdiler. Bedir savaşında esir edilip, daha sonra Hz. Peygamber’in karşılıksız olarak salıverdiği şair Ebû Azze’nin de aralarında bulunduğu dört kişilik bir heyeti Mekke çevresindeki Sakîf, Kinâne ve diğer Arap kabilelerinden asker toplamak üzere görevlendirdiler. Sonunda iki bini ücretli asker olmak üzere toplam üç bin kişilik kuvvetle Ebû Süfyan’ın komutasında Medine’ye doğru hareket ettiler. Orduda iki yüz at ve altı (veya yedi) yüz zırhlı asker ve üç bin de deve vardı.

Mekke’de oturan Hz. Abbas Kureyş’in savaş hazırlıklarını, asker ve hayvan sayısını, silah durumunu bir mektupla Hz. Peygamber’e bildirdi. Huzâalı Amr b. Sâlim de kabilesinden bir grup adamla gelerek Kureyş ordusu hakkında Hz. Peygamber’e bilgi verdi. Kureyş’in Benî Nevfel kolundan Cübeyr b. Mut’im, kölesi Vahşî b. Harb’e, Bedir’de öldürülen amcası Tuayme b. Adiy’e karşılık Hz. Hamza’yı öldürdüğü takdirde hürriyetini bağışlayacağına dair söz verdi. On beş kadar kadınla birlikte orduya katılan Ebû Süfyan’ın karısı Hind de, şayet Bedir’de babasını öldüren Hamza’nın cesedini eline geçirebilirse ciğerini ağzında çiğneyeceğine dair yemin etti. Hz. Peygamber daha sonra Hubâb b. Münzir’i düşman kuvvetlerinin sayısı ve hazırlıkları hakkında bilgi toplamakla görevlendirdi ve ondan, elde ettiği bilgileri sadece kendisine aktarmasını istedi. Hubâb düşman askerlerinin arasına girerek bu görevini başarıyla yerine getirdi. Hz. Peygamber elde ettiği bilgileri en ince detaylarına kadar değerlendirdi.

Abdullah b. Übey:  

“Ben meydan savaşına taraftar değildim. Medine’den çıkılmamasını istedim. Muhammed çoluk çocuğun sözüne uydu da bizim sözümüze itibar etmedi” diyerek üç yüz adamı ile birlikte Medine’ye döndü. Düşmanın cephe gerisinden saldırmasını ve İslâm ordusunu arkadan vurmasını önlemek için Abdullah b. Cübeyr komutasındaki elli okçuyu Uhud dağının karşısındaki Ayneyn tepesine (daha sonra buna Okçular Tepesi, yani “Cebelü’r-Rumât” da denilmiştir) yerleştirdi. Bu okçulara, İslâm ordusu üstünlük elde etse dahi, ikinci bir emre kadar, ne olursa olsun kesinlikle yerlerinden ayrılmamalarını, şayet düşman süvarileri arkadan saldırırsa atlara ok atmalarını emretti. Okçuların komutanı Abdullah b. Cübeyr diğer askerler tarafından rahatça görülebilmek için o gün beyaz elbise giydi.

Öte yandan Ebû Süfyan, Evs ve Hazrec’e:  “Bizim sizinle işimiz yok. Amcamızın oğluyla aramızdan çekilin” şeklinde bir haber gönderdi. Ensâr bu teklifi sert ve ağır bir dille reddetti.

Bedir gibi Uhud Savaşı da mübâreze şeklinde başladı. Kureyş ordusundan ileri atılan ordu sancaktarı Talha b. Ebû Talha’yı Hz. Ali, ondan sonra meydana çıkan Osman b. Ebû Talha’yı da Hz. Hamza öldürdü. Daha sonra savaş kızıştı. İslâm ordusu düşmanın ordu merkezine kadar ilerledi. Savaşın ilk safhasında düşman yirmiden fazla ölü verdi.

Savaş Müslümanlar tarafından kazanılmış görünüyordu. İslâm askerleri düşmanı kovalarken savaş alanından uzaklaştılar ve daha sonra da düşmanın bıraktığı eşyaları toplamaya başladılar. Abdullah b. Cübeyr’in idaresindeki okçular düşmanın bozulduğunu ve Müslümanların galip geldiğini görünce ganimetten mahrum olmamak amacıyla onun ikazına rağmen yerlerini terkettiler. Bu iki hatalı davranış, savaşın gidişatını değiştirdi. Müslümanları arkadan vurmak için fırsat kollayan Halid b. Velid okçuların azaldığını görünce derhal harekete geçti. Yerlerinden ayrılmayan Abdullah b. Cübeyr ve on arkadaşı müşriklerle çarpışa çarpışa şehit düştüler. Sonunda Halid b. Velid Ayneyn tepesinin doğusundan Müslüman ordusunun arkasına sarktı ve ganimet toplamakta olan Müslüman askerler üzerine ani bir baskın yaptı. Bunu gören Kureyş ordusu da geri dönerek Müslümanlara saldırdı.

Müşrik ordusundan dört kişi, İbn Kamie, Abdullah b. Şihab, Utbe b. Ebû Vakkas ve Übey b. Halef özellikle Hz. Peygamber’i hedef almışlardı. İbn Kamie, Hz. Peygamber’in yanına kadar sokulmayı başararak bir kılıç darbesiyle onun yüzünü yaraladı. Bu şiddetli darbeden Hz. Peygamber’in miğferi ikiye bölünerek halkaları yanağına battı. Utbe b. Ebû Vakkas tarafından atılan bir taşla Hz. Peygamber’in alt dudağı yarıldı ve bir dişi kırıldı. Abdullah b. Şihâb onu alnından yaraladı. Übey b. Halef Hz. Peygamber’i öldürmek üzere harekete geçti. Peygamberimiz ona bir mızrak atarak atından düşürdü. Übey bu yaralanmanın tesiriyle Mekke’ye dönerken yolda öldü. Übey daha önce Bedir savaşında esir düşen oğlunun fidyesini ödemek üzere Medine’ye geldiğinde Peygamberimize, bir at beslediğini ve onun üzerinde kendisini öldüreceğini söylemiş, Hz. Peygamber de “Bilakis onun üzerinde inşallah ben seni öldürürüm” karşılığını vermişti. Ebû Âmir tarafından savaştan önce alana çukurlar kazılmış ve üzerleri kamufle edilmişti. Önünde bulunan çukura kendisinin veya atının düşmesi sonucu Hz. Peygamber’in diz kapakları yaralandı. Bütün bunlar karşısında “Peygamberine bunları yapan bir millet nasıl felâha kavuşur? Hâlbuki o Peygamber onları Allah’a davet ediyor” diyordu. İçlerinde Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin de bulunduğu bir grup sahâbî Hz. Peygamber’in etrafında halka oluşturarak onu korudular. Ebû Dücâne vücuduyla onu bir kalkan gibi koruyor, Sa’d b. Ebû Vakkas da düşmana ok atıyordu. Düşmanın vurduğu kılıç darbelerine karşı Hz. Peygamber’i koruyan Talha b. Ubeydullah’ın kolu kesildi ve çolak kaldı. Bu arada İbn Kamie, Mus’ab b. Umeyr’i şehit etti. Onu Hz. Peygamber’e benzeterek, öldürdüğünü sandı. O esnada Hz. Peygamber’i gören Ka’b b. Mâlik, “Ey mü’minler! Müjde! Resûlullah burada!” diye haykırdı. Müslümanlar toplandılar. Mus’ab b. Umeyr’in şehit düşmesi üzerine Hz. Peygamber sancağı Hz. Ali’ye teslim etti. İçlerinde Hz. Fâtıma ve Hz. Âişe’nin de bulunduğu on dört Müslüman kadın savaş alanına yiyecek ve su getirdiler; yaralıların tedavisi ile ilgilendiler. Hz. Fâtıma babasının yüzündeki kanları temizlemeye çalıştı. Kanın dinmediğini görünce bir hasır parçasını yakıp küllerini Peygamber’in yüzüne bastırarak kanamayı durdurmayı başardı. Hz. Peygamber yaralı olduğu için öğle namazını oturarak kıldı. Müslümanlar da arkasında oturarak kıldılar.

Vahşî:  

Hz. Hamza’nın ciğerini sökerek Hind bint Utbe‘ye götürdü. Hind bint Utbe:  Ciğerden bir parçayı ağzına alarak çiğnedi, sonra geri çıkardı. Vahşi’ye mükâfat olarak ziynet eşyalarını verdi. Hz. Peygamber amcası Hz. Hamza’nın cesedinin yarılıp ciğerinin çıkarıldığını, işkence yapıldığını, burnunun ve kulaklarının kesildiğini görünce son derece üzüldü; şayet müşriklere karşı bir daha zafer kazanırsa onlardan otuz kişiye aynı şekilde misilleme yapacağını söyledi. Ancak nâzil olan bir ayette böyle bir intikam yasaklandı. Hz. Peygamber affı tercih etti ve kimseye misilleme yapmadı.

Hz. Peygamber’in halası Safiye, kardeşi Hamza’nın şehit edildiğini duyunca savaş alanına geldi. Hz. Peygamber, Safiye’nin oğlu Zübeyr b. Avvam’dan, Hz. Hamza’ya yapılan işkenceyi görmemesi için annesini alandan uzaklaştırmasını istedi. Zübeyr ona “Anneciğim, Peygamber sana dönmeni emrediyor” dedi. Bunun üzerine Safiye, kardeşine işkence yapıldığını duyduğunu, fakat bunun, Allah yolunda az olduğunu ve sabredeceğini söyledi. Zübeyr’in durumu kendisine bildirmesi üzerine Hz. Peygamber Safiye’yi rahat bırakmasını söyledi. Safiye kardeşinin cenazesinin yanına gelerek ona yapılanları gördü, dua ve istiğfarda bulundu.

Görüldüğü üzere Uhud Savaşı’nın birinci aşamasında Müslümanlar galip gelmişlerdir. İkinci aşaması Müslümanlar için bir felaket olmuştur. Üçüncüsünde ise savunma safhası başlamak üzereydi, ki bu son aşamada Enes b. Nadr, Sa’d b. Ebû Vakkas ve Ebû Dücâne gibi bazı Müslümanların büyük kahramanlıkları görülmüştür. Kur’an-ı Kerim’de Uhud Savaşı hakkında, müşriklerin hazırlıkları da dahil, savaşın hemen her safhası hakkında bilgiler yer almıştır. Peygamberimiz Uhud şehitlerini her yıl ziyaret ederdi. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman da onun bu uygulamasını devam ettirmişlerdir. Uhud savaşında:  Müslümanlar 70 şehit vermişlerdir. Müşrikler 22-23 veya 37 ölü vermişlerdir.