KEFFARETLER

YEMİNLER

EVLİLİK

BOŞANMA

SİYER-İ NEBİ

TEMİZLİK / TEHARET / DİYANET(DİB) FETVALARI

ADAK VE YEMİN / DİYANET(DİB) FETVALARI

DUA VE ZİKİR / DİYANET(DİB) FETVALARI

KADINLARA ÖZEL HALLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

MİRAS VE VASİYET / DİYANET(DİB) FETVALARI

YİYECEKLER ve İÇECEKLER / DİYANET(DİB) FETVALARI

BİDAT VE HURAFELER / DİYANET(DİB) FETVALARI

10.200 SORULU-CEVAPLI MÜLAKAT SORULARI

1-Kur’an-ı Kerim ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

2-Tecvid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

3-Tefsir ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

9-Hadis ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

12-Kelam ve Akaid ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

14-Hac ve Umre ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

16-Peygamberler ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

21-Siyer-i Nebi ile ilgili SORULAR VE CEVAPLAR

28-Genel Kültür ile ilgili SORULAR VE CEVAPLA

31-MÜFREDAT

Şer-i Deliller

ŞER-İ DELİLLER 

Deliller: Akli-Nakli ve Kat’i-zanni olarak 2’ye ayrılır. Şer’i ameli hükme ulaştıran vasıtaya delil denir.

Nakli deliller sahibine aidiyeti açısından(subuti yönden) biranlamı ifade etmesi açısından(delalet yönünden) kat’i ve zanni olarak 2’ye ayrılır. Şer’i delillerden kitap, sünnet, icma, kıyas asli delillerdendir. Asli delillere edille-i erbea da denir.

İstahsan, istishhab, istislah (mesalih-i mursele), sed’i zerai ise fer’i(ta’li) delillerdendir. Usûl-ü fıkıh; şer’î ve tafsîlî delillerden islamın ameli vechesine dair şer’î hükümleri istinbat için gerekli olan kaide ve prensipleri öğreten ilimdir.”

Kitap: Dinin, şer-i ve ameli hükümlerin birinci kaynağını teşkil eder.

Sünnet: Hz. Peygamberin söz, fiil ve takrirlerine denir. İslam dininin 2. asli kaynağıdır. Hz. Peygamberin yolunu izleyerek yapılan fakat farz vacip olmayan fiillere sünnet denir. Âlimler sünneti çeşitli gruplara ayırmışlardır.

İcma: Müçtehitlerin şer’i bir meselenin hükmü üzerine fikir birliği etmeleridir. İcma; Ümmetin âlimlerinin Hz. Peygamberin vefatından sonra şer’i bir meselenin hükmünde fikir birliği etmelerine icma denir.

1-Bu icma âlimlerin görüşlerini tek tek açıklamasıyla sarih icma olacağı gibi birinin görüş beyan edip diğerlerinin itiraz etmemesi sonucu da sukuti icma oluşur.

2-Sukuti icma tartışmalıdır. İcma sayesinde İslam dinini simgeleyici nitelikteki temel hükümler korunur. Bu hükümler genelde naslara dayanır. İcma ise işte bu hükümleri korur. İcma sayesinde içtihadi konularda fikir birliği sağlanmış olur. Muhalif müctehid olduğu müddetçe bağlayıcı icma oluşmaz.

Kıyas: Hükmü bulunmayan fıkhı meseleye aralarındaki illet birliği sebebiyle nassın hükmünü hükmü olmayan fıkhı meseleye vermeye denir. Kıyasın unsurları vardır. Bunlara erkanul kıyas da denir.

Kıyasın rükünleri asıl, fer, aslın hükmü ve illettir.

Asıl; hükmü nas tarafından belirlenmiş fıkhi olaya denir.

Fer; hükmü nas tarafından belirlenmemiş fıkhi olaya denir. Aslın hükmü; asıl hakkında sabit olan ve kıyas yoluyla fer’e de uygulanmak istenen hükümdür.

İllet: Asila ait hükmün konmasına esas teşkil eden özelliktir. Kıyas yapılabilmesi için illetin istikrarlı, uygun, belirli olması gerekir. Hanefilerde daha çok kanuni kıyas yerine hukuki kıyas kullanılır.

İstinbat: Sözlükte “araştırmak, peşine düşmek, sonuca varmak” gibi mânalara gelen istinbât fıkıh usulü terimi olarak “ictihad ve kavrayış yoluyla naslardan hüküm çıkarmak” demektir.

İstihsan: Müctehidin bir meselede özel bir delilden dolayı, o meselenin benzerlerine verdiği hükümden vaz geçip başka bir çözümü benimsemesi, açık kıyası bırakıp gerekçe birliğinden dolayı kapalı kıyası tercih etmesine denir. İstihsan 2’ye ayrılır.

Genel hükümden vaz geçip istisna yoluyla yapılan istihsan ve kapalı kıyas istihsanıdır. Genel hükmü uygulamayıp istisna yoluyla yapılan istihsana en fazla Hanefi ve Malikiler başvurur. ‘Hz. Peygamber şartlı alışverişi yasakladı.’ Hükmü geneldir. Hanefilere göre kişiye yarar sağlayacak akidler bu hükümden dolayı uygulanmaz. Hanefiler bu yasağın tartışmalara son vermek için olduğunu savunur. ‘’Tartışma yoksa şart koşularak akid yapılabilir’’ derler. İstihsan sayesinde genel hükümden istisnai olarak vazgeçilir, toplum menfaatine uygun hüküm verilir.(Ebû Hanife bu delili çok kullanmıştır.)

İstislah(Mesalih-i Mürsele): ‘’Yararı sağlama, zararı önleme’’ anlamında kullanılır. Yorum yoluyla da olsa, nasların kapsamına girmeyen yada illet bağı kurularak nasta düzenlenmiş olaya bağlanamayan fıkhi bir meselenin hükmünü İslam fıkhının genel ilkeleri çerçevesinde belirlemedir. Yarar sağlama için Celbul Menfa veya Celbul Maslaha denir. Zararı önleme için Deful Mefsede veya Derul Mefsede denir. İstislah hukuk yararıyla kamu yararının birlikte gözetilmesine ve bu uyum içerisinde çözümler üretilmesine imkân sağlar. Bu metodu Malikiler çok kullanır. Hanefiler istislah yerine istihsanı kullanırlar. Maliki mezhebinin yaygın olarak kullandığı delildir.

Örf Ve Adet: Örf toplumsal bir normdur. Hukuk ise sosyal hayatın normudur. Örf Kur’an ve Sünnete göre değer kazanır veya değer kaybeder. İslam hukuk usulu kaynaklarında hüküm çıkarma yollarından biri olarak kabul edilmez.  İstihsan ve istislah aracılığıyla dolaylı olarak kullanılır. Örf’ün delil olarak kullanılabilmesi için yaygın, sürekli ve uygulanabilir olması gerekir. İslam hukukunun temel ilkelerine aykırı olmaması gerekir. Bu şartları taşıyan örfe sahih örf, taşımayan örfe fasid örf denir.

 ?İstishab: Daha önce varlığı bilinen bir durumun aksine delil bulunmadıkça varlığını koruduğuna hükmetmeye denir. Şek ile yakın zail olmaz. Tereddüt ile kesinlik ifade eden hüküm kaldırılmaz. İstishab 3 türlüdür.

ðİbaha-i Asliyye İstishabı. Eşyada asıl olan mübahlıktır. ‘’Eşya hakkında naslarda hüküm yoksa kıyas, istislaha gerek yok veya yapılamıyorsa eşyada asıl olan mübahlıktır’’ denilir ve eşya kullanılır.

ðBeraati Zimmiye İstishabı; Delil bulunmadıkça kişinin borçsuz ve suçsuz sayılmasına denir.

ðVasıf İstishabı; Şer’an varlığı kabul edilen hükmün sebebinin ortadan kalktığı ispatlanmadıkça hükmün varlığının devam etmesi esastir.

Sahabe Sözü: Rey ve ictihad ile bilinemyecek konularda sahabenin sözüyle amel edilir. Bilinebilen konularda ise sahabenin sözü bağlayıcı değildir.

Şer-ü men kablena: ‘’İslam öncesi şeriatler’’ demektir. Ebu Hanife kullanmıştır. Kuran ve Sünnette yeralmayan Müslümanlar için bağlayıcı değildir. Nesh edildiğine dair delil varsa bağlayıcı değildir.(Yahudilikte haram kılınan cumartesi günü avlanma yasağı) Hükmün devam ettiğine dair naslarda delil varsa bağlayıcıdır.(Oruç). Kuran ve Sünnette red veya onayına dair delil yoksa bağlayıcı olacağını Hanefiler savunur.

Sed-i Zerai: ‘’Kötülüğe giden yolların kapatılması’’ anlamına gelir. Maliki ve Hanbeliler çok kullanır. Yarara giden yolların açılmasına da Feth-i Zerai denir. Bu da 3’e ayrılır. Kötülüğe götürmesi şüpheli davranış.(Bunda yasak yoktur.  Üzümün satılması gibi),  kötülüğe götürmesi kesin olan filer(bu tür filer yasaklanmıştır. Şarapçıya üzüm satma), Kötülüğe götürmesi kesin olmayan ama ihtimali olan davranış(Hanefive şafiler bu tür fiileri yasaklamıştır.)

Rey Ve İctihad: Kur’an ve Sünneti belli metotlara uyarak yorumlamaya denir.

ðRey; Hakkında hüküm bulunmayan fıkhi bir konuda müctehidin belli metotlarla ulaştığı şahsi görüşe Rey denir.

ðİctihad; Şer’i ameli bir meselenin hükmünü ilgili delillerden çıkartmak için çaba sarfetmeye İctihad denir.

İctihad’ın gerekliliği; İctihad hem dini bir vecibe hem de ameli bir zarurettir. İctihadın çok olduğu zamanlarda toplum gelişmiştir. Azaldığı zamanlarda ise toplum donuklaşmıştır. Hicri IV. Yüzyıldan sonra ictihad azaldı. Taklitçilik başladı. Bunda siyasi baskı ve çekişmeler, hazır fetvaların çoğalması, kümeleşmeler, mezhebin din gibi algılanması etkili oldu. Böyle bir durumun oluşma nedeni toplumsal istikrarı sağlama, hukuki birliği sağlama çabaları etkili oldu. Bu anlayış kişiyi mezhebin teorik tutarlılığıyla yetinmeye mecburi kılmıştır. Hukukun toplumsal ihtiyaçlara göre şekillenmesini engellemiştir. Günümüzde ictihadın önemi yeniden hissedildi. Din – insan – toplum ilişkisini doğru bir şekilde oluşturabilmek için ictihada gerek vardır. Modern toplumun fıkıh ile yeniden dizaynı ictihadla olur.

Mükellefiyet Ve Hükmü: Kişinin dine muhatap olmasına Mükellefiyet denir. Mükellef; dini hükümlerle yükümlü tutulan akıllı, baliğ, sorumluluğu olan ergin insana denir. Mükellefiyetin temel şartı ehliyet yani kişinin dini-hukuki sorumluluk taşımaya elverişli olmasına denir.